
İtirazın iptali davası, ilamsız icra takibine süresinde itiraz eden borçlu nedeniyle duran takibin devamını sağlamak amacıyla alacaklı tarafından açılan davadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine göre alacaklı, kural olarak itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak alacağın varlığını ispat etmelidir. Davanın kabul edilmesi hâlinde borçlunun itirazı iptal edilir ve icra takibi mahkemece belirlenen miktar üzerinden devam eder. Şartları oluştuğunda, talep üzerine borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına da hükmedilebilir.
İtirazın iptali davası yalnızca icra dosyasındaki itirazın biçimsel olarak incelendiği bir süreç değildir. Mahkeme; alacağın doğup doğmadığını, muaccel olup olmadığını, miktarını, borcun ödenip ödenmediğini ve tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre değerlendirir. Bu nedenle takip talebinde kullanılan ifadelerden dava dilekçesindeki taleplere kadar bütün süreç birbiriyle uyumlu biçimde yürütülmelidir.
İtirazın İptali Davası Hangi Sorunu Çözer?
Genel haciz yoluyla ilamsız takipte borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren kural olarak yedi gün içinde borca, faize, imzaya veya icra dairesinin yetkisine itiraz edebilir. Süresinde yapılan itiraz, takibin itiraz edilen bölümü yönünden durmasına neden olur.
Takibin durması, alacağın bulunmadığı anlamına gelmez. İcra müdürlüğü, taraflar arasındaki maddi hukuk uyuşmazlığını inceleyerek borcun varlığına karar veremez. Duran takibin devam edebilmesi için alacaklının itirazı hükümden düşürmesi gerekir. Alacaklı, elindeki belgelere ve uyuşmazlığın özelliklerine göre:
- Genel mahkemede itirazın iptali davası açabilir.
- İİK m. 68 ve devamındaki şartlar bulunuyorsa icra hukuk mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir.
- Bir yıllık süre geçirilmişse, alacak zamanaşımına uğramadığı ölçüde genel hükümlere göre alacak davası açabilir.
Hangi yolun daha uygun olduğu; alacağın kaynağına, mevcut belgelere, süre durumuna ve takip dosyasındaki itirazın kapsamına göre belirlenmelidir.
Davanın Hukuki Dayanağı ve Niteliği
İtirazın iptali davasının temel hukuki dayanağı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesidir. Yargılama bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, alacağın kaynağına göre de Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, İş Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve diğer özel düzenlemeler uygulanabilir.
Yargıtay uygulamasında itirazın iptali davası, takip konusu alacağın varlığının genel hükümlere göre incelendiği bir alacak davası olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte dava, daha önce başlatılmış icra takibine sıkı biçimde bağlıdır. Bu bağlılık özellikle şu konularda önem taşır:
- Takip alacaklısı ile davacının aynı hukuki sıfata sahip olması,
- Takip borçlusu ile davalının örtüşmesi,
- Takipte gösterilen alacak sebebiyle dava sebebinin uyumlu olması,
- Dava talebinin itiraz edilen alacak miktarını aşmaması,
- Faiz türü, oranı ve başlangıç tarihinin doğru belirlenmesi,
- Takipte bulunmayan yeni bir alacağın itirazın iptali talebine dâhil edilmemesi.
Mahkeme maddi hukuk ilişkisini ayrıntılı biçimde inceler ve verilen karar, alacağın varlığı bakımından kesin hüküm etkisi doğurur.
İtirazın İptali Davasının Açılabilmesi İçin Gereken Şartlar
Geçerli Bir İlamsız İcra Takibi Bulunmalıdır
İtirazın iptali davasından önce usulüne uygun şekilde başlatılmış bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. Henüz takip yapılmamışsa veya mevcut takip hukuken geçerli değilse itirazın iptali davası açılmasında hukuki yarar bulunmayabilir.
Takip talebinde alacağın miktarı, hukuki sebebi, faiz talebi ve borçlu bilgileri yeterince açık gösterilmelidir. Takip talebindeki belirsizlikler, yanlış taraf gösterilmesi veya alacağın kaynağı ile dava iddiaları arasındaki uyumsuzluk, davanın esasını etkileyebilir.
Borçlu Takibe İtiraz Etmiş Olmalıdır
Borçlunun ödeme emrine süresi içinde yaptığı itiraz nedeniyle takibin durmuş olması gerekir. Süresinden sonra yapılan ve takip üzerinde hukuki sonuç doğurmayan bir itiraz için kural olarak itirazın iptali davası açılmasına gerek bulunmaz.
İtiraz borcun tamamına yöneltilebileceği gibi bir kısmına da yöneltilebilir. Kısmi itiraz hâlinde, itiraz edilmeyen bölüm yönünden takip kesinleşir. İtirazın iptali davası ise yalnızca duran bölüm bakımından açılır.
Dava Takip Alacaklısı Tarafından İtiraz Eden Borçluya Karşı Açılmalıdır
Davanın tarafları, kural olarak icra takibindeki alacaklı ile itiraz eden borçludur. Takipten sonra alacağın devredilmesi, taraflardan birinin ölmesi, şirket birleşmesi, mirasçılık veya külli halefiyet gibi durumlarda taraf sıfatı ayrıca değerlendirilmelidir.
Takipte yer almayan bir kişiye karşı doğrudan itirazın iptali talebinde bulunulması veya itiraz etmeyen borçlunun davalı gösterilmesi, taraf sıfatı ve hukuki yarar yönünden sorun oluşturabilir.
Alacak Dava Tarihinde İncelenebilir ve Takip Tarihinde Talep Edilebilir Olmalıdır
Takibe konu alacağın doğmuş ve kural olarak muaccel hâle gelmiş olması gerekir. Henüz vadesi gelmemiş bir alacak için başlatılan takipte borçlunun itirazı haklı görülebilir.
İtirazın iptali davalarında tarafların haklılık durumu esas olarak takip tarihi itibarıyla değerlendirilir. Takipten sonra gerçekleşen ödeme, takas, ibra veya başka bir hukuki gelişme ise dava ve takip bakiyesi üzerinde ayrıca dikkate alınır.
İtirazın İptali Davası Açma Süresi
İİK madde 67 uyarınca itirazın iptali davası, borçlunun itirazının alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınır.
Sürenin başlangıcında üç nokta önemlidir:
- Süre, ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği tarihte başlamaz.
- Süre, borçlunun itiraz ettiği tarihte kendiliğinden başlamaz.
- Kural olarak borçlunun itirazının alacaklıya veya vekiline tebliğ edildiği tarih esas alınır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli, 2017/19-1651 Esas ve 2019/707 Karar sayılı kararında; alacaklının icra dosyasında işlem yaparak itirazı öğrenmiş olmasının, itirazın tebliği yerine geçmeyeceği kabul edilmiştir. Buna göre itiraz dilekçesi tebliğ edilmemişse yalnızca fiilî öğrenme nedeniyle bir yıllık sürenin başladığı sonucuna varılmamalıdır.
Alacaklının, itirazın kendisine tebliğini beklemeden dava açması da mümkündür. Bir yıllık süre dava açılabilecek ilk günü değil, itirazın iptali yoluna başvurulabilecek son dönemi belirler.
Bir Yıllık Süre Geçirilirse Ne Olur?
Bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesi hâlinde, mevcut takipteki itirazın İİK m. 67 kapsamında iptal edilmesi ve aynı takibe devam edilmesi imkânı kaybedilir. Bununla birlikte alacak zamanaşımına uğramamışsa genel hükümlere göre ayrı bir alacak davası açılabilir.
Alacak davasının kazanılması hâlinde elde edilen ilam üzerinden yeni bir ilamlı takip yapılması mümkündür. Ancak eski ilamsız takip itirazın iptali yoluyla devam ettirilemez ve İİK m. 67’deki icra inkâr tazminatı bu alacak davasında talep edilemez.
Bir yıllık hak düşürücü süre ile alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi birbirinden farklıdır. Her iki sürenin ayrı ayrı hesaplanması gerekir.
Arabuluculuk Bir Yıllık Süreyi Nasıl Etkiler?
İtirazın iptali davasında dava şartı arabuluculuk, alacağın dayandığı hukuki ilişkiye göre belirlenir. Özellikle:
- Ticari nitelikte ve konusu para olan itirazın iptali davalarında TTK m. 5/A,
- İşçi veya işveren alacaklarıyla ilgili davalarda 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesi,
- Kanundaki istisnalar saklı olmak üzere tüketici uyuşmazlıklarında 6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesi,
- İlamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin istisna saklı olmak üzere kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesi
uyarınca dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekebilir.
Dava şartı arabuluculuğa tabi bir uyuşmazlıkta arabulucuya başvurulmadan dava açılması, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesine yol açabilir.
6325 sayılı Kanun’un 18/A maddesine göre arabuluculuk bürosuna başvurulduğu tarihten son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Buna rağmen son tutanak tarihinden sonra kalan sürenin doğru hesaplanması ve davanın gecikmeden açılması önemlidir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme Nasıl Belirlenir?
İtirazın iptali davasının icra takibiyle bağlantılı olması, görevli mahkemenin her durumda icra hukuk mahkemesi olduğu anlamına gelmez. Görevli mahkeme, takip konusu alacağın dayandığı hukuki ilişkiye göre belirlenir.
Örneğin:
- Genel borç ilişkilerinde asliye hukuk mahkemesi,
- Ticari davalarda asliye ticaret mahkemesi,
- İşçi ve işveren alacaklarında iş mahkemesi,
- Tüketici işlemlerinde tüketici mahkemesi,
- Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda kural olarak sulh hukuk mahkemesi
görevli olabilir.
Yetkili mahkeme bakımından davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri, taraflar arasındaki geçerli yetki sözleşmesi ve uyuşmazlığın niteliğine ilişkin özel yetki kuralları değerlendirilir.
İcra Dairesinin Yetkisine İtiraz Edilmişse
İcra dairesinin yetkisi ile davayı görecek mahkemenin yetkisi farklı konulardır. Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken icra dairesinin yetkisine de usulüne uygun şekilde itiraz etmişse mahkeme öncelikle bu itirazı incelemelidir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 07.04.2025 tarihli, 2025/1070 Esas ve 2025/1900 Karar sayılı kararında; icra dairesinin yetkisine itiraz edilmemişse borçlunun o icra dairesinin yetkisini kabul etmiş sayılacağı, buna karşılık itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisine ayrıca itiraz edilebileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla icra dairesi ile mahkemenin yetkisi birbirinden bağımsız incelenmelidir.
Takip Talebi ile Dava Dilekçesinin Uyumu
İtirazın iptali davası, takip konusu ve itiraz edilen alacakla sınırlıdır. Dava hazırlanırken takip talebi, ödeme emri, itiraz dilekçesi ve icra müdürlüğünün takibi durdurma işlemi birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle şu hususlara dikkat edilmelidir:
- Takipte hangi sözleşme, fatura, senet veya hesap ilişkisine dayanıldığı,
- Asıl alacak ile işlemiş faiz miktarının ayrı gösterilip gösterilmediği,
- Faiz oranı ve faiz başlangıç tarihinin hukuki dayanağı,
- Borçlunun itirazının hangi miktarı kapsadığı,
- Takipten önce veya sonra yapılan ödemeler,
- İtirazın yalnızca yetkiye mi, borca mı yoksa imzaya mı yöneldiği,
- Takipte talep edilmeyen bir kalemin davaya eklenip eklenmediği,
- İcra inkâr tazminatının açıkça talep edilip edilmediği.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2021 tarihli, 2017/11-1299 Esas ve 2021/779 Karar sayılı kararında, itirazın iptali davasının takipteki alacağın miktarı ve kaynağıyla sıkı bağlantısı vurgulanmıştır. Takipte gösterilmeyen farklı bir hukuki sebebin veya bağımsız alacak kaleminin dava aşamasında ileri sürülmesi önemli usul sorunlarına neden olabilir.
Takip miktarını aşan bir alacak bulunduğu düşünülüyorsa aşan kısmın ayrı bir alacak davasına veya yeni bir takibe konu edilmesi gerekebilir. Islah ve talep artırımının etkisi ise takip konusu, dava türü ve talep sonucu dikkate alınarak somut dosya üzerinden değerlendirilmelidir.
İspat Yükü ve Kullanılabilecek Deliller
İtirazın iptali davasında genel ispat kuralları uygulanır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi uyarınca, iddia ettiği vakıadan kendi lehine hukuki sonuç çıkarmak isteyen taraf bu vakıayı ispat etmekle yükümlüdür.
Alacaklı öncelikle:
- Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kurulduğunu,
- Kendi edimini yerine getirdiğini,
- Alacağın doğduğunu,
- Alacağın muaccel olduğunu,
- Takipte talep edilen miktarın doğru olduğunu
ispat etmelidir.
Borçlu ise ödeme, ibra, takas, mahsup, zamanaşımı, sözleşmenin geçersizliği, ayıplı veya eksik ifa, borcun henüz muaccel olmadığı ya da alacaklının edimini yerine getirmediği gibi savunmalarda bulunabilir.
Davanın niteliğine göre şu deliller kullanılabilir:
- Yazılı sözleşmeler ve ek protokoller,
- Faturalar ve irsaliyeler,
- Teslim veya hizmet kabul belgeleri,
- Banka kayıtları ve ödeme dekontları,
- İhtarname ve tebligat belgeleri,
- Taraflar arasındaki elektronik yazışmalar,
- Ticari defter ve kayıtlar,
- Mutabakat belgeleri,
- Tanık, keşif ve bilirkişi incelemesi,
- İkrar, yemin ve diğer kanuni deliller.
Faturanın tek başına düzenlenmiş olması, her uyuşmazlıkta malın teslim edildiğini veya hizmetin eksiksiz yerine getirildiğini kanıtlamaz. Faturanın karşı tarafa ulaştığı, ticari defterlere işlendiği, içeriğine itiraz edilip edilmediği ve faturaya konu edimin yerine getirilip getirilmediği birlikte incelenir.
Borçlu, itirazın iptali davasında kural olarak icra dairesine sunduğu itiraz dilekçesindeki sebeplerle tamamen bağlı değildir. Ancak yeni savunmaların ileri sürülmesi, HMK’daki cevap süresi ile iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı çerçevesinde değerlendirilir. İmzaya itiraz, kısmi itiraz ve açıkça kabul edilen alacak bölümleri bakımından İcra ve İflas Kanunu’ndaki özel sonuçlar ayrıca gözetilmelidir.
İtirazın İptali Davası Nasıl İlerler?
1. İcra Dosyasının İncelenmesi
Öncelikle takip talebi, ödeme emri, tebligat mazbataları, itiraz dilekçesi ve takibin durdurulmasına ilişkin işlemler incelenir. Bir yıllık sürenin başlangıcı bu belgeler üzerinden belirlenir.
2. Dava Şartı Arabuluculuğun Değerlendirilmesi
Alacağın ticari, iş, tüketici veya kira ilişkisinden doğup doğmadığı tespit edilir. Arabuluculuk dava şartıysa başvuru tamamlanır ve anlaşmama son tutanağı dava dilekçesine eklenir.
3. Dava Dilekçesinin Hazırlanması
Dava dilekçesinde icra müdürlüğü ve dosya numarası, takip konusu alacak, itirazın kapsamı, maddi vakıalar, hukuki sebepler ve deliller açıkça gösterilir. İtirazın iptali, takibin devamı ve şartları varsa icra inkâr tazminatı ayrı ayrı talep edilir.
4. Ön İnceleme ve Tahkikat
Mahkeme görev, yetki, dava şartları, taraf sıfatı, hak düşürücü süre ve hukuki yarar gibi usul meselelerini inceler. Daha sonra tarafların delilleri toplanır. Ticari kayıtlar, banka hareketleri veya teknik hesaplama gerektiren dosyalarda bilirkişi incelemesi yapılabilir.
5. Hüküm Kurulması
Mahkeme davanın tamamen kabulüne, kısmen kabulüne veya reddine karar verebilir. Kabul edilen bölüm yönünden itiraz iptal edilir ve takibin devamına hükmedilir. Tazminat talepleri, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti ayrıca değerlendirilir.
Davanın Kabulü veya Reddi Ne Anlama Gelir?
Davanın Tamamen Kabul Edilmesi
Mahkeme alacağın takipte gösterilen miktarda mevcut olduğuna kanaat getirirse borçlunun itirazını iptal eder. Alacaklı, duran icra dosyasında takibin devamını isteyebilir.
Kural olarak itirazın iptali kararının kesinleşmesi beklenmeden mevcut ilamsız takipte devam işlemleri yapılabilir. Ancak kanun yoluna başvuru, icranın geri bırakılması ve bazı özel uyuşmazlıklardaki kesinleşme şartları ayrıca değerlendirilmelidir.
Davanın Kısmen Kabul Edilmesi
Alacağın takipte istenenden daha az olduğunun belirlenmesi hâlinde itiraz yalnızca kabul edilen miktar yönünden iptal edilir. Takip bu miktar ve mahkemenin kabul ettiği ferileri üzerinden devam eder.
Reddedilen bölüm nedeniyle alacaklı aleyhine yargılama gideri ve karşı vekâlet ücreti doğabilir. İcra inkâr ve kötü niyet tazminatları da kabul ve ret kapsamına göre ayrı ayrı incelenir.
Davanın Reddedilmesi
Alacak ispat edilemez, dava süresinde açılmaz veya bir dava şartı eksik kalırsa dava reddedilebilir. Ret kararının usule mi yoksa esasa mı dayandığı, kararın etkisi bakımından önem taşır.
Alacaklının haksız çıkması tek başına kötü niyet tazminatına hükmedilmesi için yeterli değildir. Alacaklının takip başlatırken haksız ve kötü niyetli olduğunun somut delillerle ortaya konulması ve borçlunun bu yönde talepte bulunması gerekir.
Dava Sırasında Ödeme Yapılması
Borçlu dava açıldıktan sonra takip konusu borcun tamamını veya bir bölümünü öderse bu ödeme dava konusunu etkileyebilir. Mahkeme; ödeme tarihini, ödemenin hangi kaleme ilişkin olduğunu, dava açılmasına kimin sebebiyet verdiğini ve tazminat şartlarını değerlendirir.
Dava açılmadan önce borcun tamamen ödenmiş olması ise alacaklının itirazın iptali davası açmaktaki hukuki yararını ortadan kaldırabilir.
İcra İnkâr Tazminatı Hangi Şartlarda Verilir?
İİK m. 67/2 uyarınca borçlunun itirazının haksız olduğuna karar verilmesi hâlinde, alacaklının talebi üzerine borçlu aleyhine hükmolunan miktarın yüzde yirmisinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilebilir.
Tazminat için genel olarak:
- Geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunması,
- Borçlunun takibe itiraz etmiş olması,
- Davanın bir yıllık sürede açılması,
- Alacaklının davada haklı çıkması,
- İcra inkâr tazminatının açıkça talep edilmesi,
- Takip konusu alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması
aranır.
Borçlunun icra inkâr tazminatına mahkûm edilebilmesi için kural olarak ayrıca kötü niyetli olduğunun ispatlanması gerekmez. Ancak itiraz eden kişinin veli, vasi veya mirasçı olması hâlinde İİK m. 67/3 uyarınca kötü niyetin ispatlanması gerekir.
Likit Alacak Ne Demektir?
Likit alacak; miktarı belli olan veya borçlu tarafından eldeki veriler kullanılarak kolaylıkla hesaplanabilen alacaktır. Borçlu, takip tarihinde ne kadar borçlu olduğunu tek başına belirleyebilecek durumdaysa alacak likit kabul edilebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli, 2022/6-1019 Esas ve 2023/267 Karar sayılı kararında, bir alacak hakkında bilirkişi incelemesi yapılmasının tek başına alacağın likit olmadığını göstermeyeceği belirtilmiştir. Faturalara, ticari kayıtlara ve hesaplanabilir verilere dayanan bir alacağın bilirkişi tarafından hesaplanması, alacağın belirlenebilir niteliğini ortadan kaldırmayabilir.
Buna karşılık zarar miktarının, kusur oranının, ayıp bedelinin, hakkaniyet indiriminin veya kapsamlı bir yargısal değerlendirmenin sonucunda belirlenebildiği dosyalarda alacağın likit olmadığı kabul edilebilir. Her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerekir.
Güncel Asgari Tazminat Oranı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.04.2017 tarihli, 2017/19-906 Esas ve 2017/778 Karar sayılı kararına göre 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 05.07.2012 tarihinden sonra başlatılan takiplerde uygulanacak icra inkâr tazminatı oranı yüzde yirmiden az olamaz.
Yüzde yirmi oranı her kabul kararında kendiliğinden uygulanmaz. Alacağın likit olup olmadığı, tazminatın talep edilip edilmediği ve borçlunun itirazının haksızlığı somut olay üzerinden incelenir.
Alacaklı Aleyhine Kötü Niyet Tazminatı
İtirazın iptali davasının reddedilmesi durumunda borçlu, şartları varsa alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatı talep edebilir. Bunun için:
- Borçlunun açık bir tazminat talebinin bulunması,
- Alacaklının takipte haksız olması,
- Alacaklının borcun bulunmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde kötü niyetle takip başlatması
gerekir.
Alacağın ispat edilememesi, bilirkişi raporunun alacaklı aleyhine çıkması veya mahkemenin farklı hukuki değerlendirme yapması tek başına kötü niyeti göstermez. Kötü niyetin takip tarihindeki somut olgularla ortaya konulması gerekir.
Yargıtay Kararlarında Öne Çıkan İlkeler
Bir Yıllık Süre Tebliğle Başlar
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.06.2019 tarihli, 2017/19-1651 Esas ve 2019/707 Karar sayılı kararında, itirazın iptali davasındaki bir yıllık sürenin itirazın alacaklıya tebliğiyle başlayacağını; alacaklının icra dosyasındaki işlemleri nedeniyle itirazı öğrenmiş olmasının tebliğ yerine geçmeyeceğini kabul etmiştir.
Haklılık Takip Tarihine Göre Değerlendirilir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.06.2020 tarihli, 2017/19-921 Esas ve 2020/493 Karar sayılı kararında, itirazın iptali davalarında tarafların haklılık durumunun takip tarihi itibarıyla belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu nedenle takip başlatılırken alacağın doğmuş, muaccel ve talep edilebilir durumda olması önem taşır.
Dava, Takibin Miktarına ve Kaynağına Bağlıdır
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2021 tarihli, 2017/11-1299 Esas ve 2021/779 Karar sayılı kararında, itirazın iptali davasının takip konusu alacağın hem miktarı hem de kaynağı bakımından icra takibine bağlı olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi İncelemesi Alacağı Kendiliğinden Belirsiz Hâle Getirmez
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli, 2022/6-1019 Esas ve 2023/267 Karar sayılı kararına göre hesaplama amacıyla bilirkişiden rapor alınması, tek başına alacağın likit olmadığı anlamına gelmez. Borçlunun eldeki verilerle borç miktarını belirleyebilmesi esas alınır.
İcra Dairesinin ve Mahkemenin Yetkisi Ayrı İncelenir
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 07.04.2025 tarihli, 2025/1070 Esas ve 2025/1900 Karar sayılı kararında, icra dairesinin yetkisine süresinde itiraz edilmemesi hâlinde bu yetkinin kesinleşeceği; buna rağmen davalının itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisine ayrıca itiraz edebileceği belirtilmiştir.
İtirazın İptali ile İtirazın Kaldırılması Arasındaki Fark
| Karşılaştırma | İtirazın iptali | İtirazın kaldırılması |
|---|---|---|
| Başvuru yeri | Alacağın kaynağına göre görevli genel mahkeme | İcra hukuk mahkemesi |
| Başvuru süresi | İtirazın tebliğinden itibaren bir yıl | İtirazın tebliğinden itibaren altı ay |
| İnceleme | Genel hükümlere göre ayrıntılı yargılama | Sınırlı ve şekli inceleme |
| Deliller | HMK’daki genel delil sistemi | İİK m. 68 ve devamında sayılan belgeler |
| Kararın etkisi | Maddi hukuk bakımından kesin hüküm oluşturur | Kural olarak maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz |
| Takibin durumu | Kabul edilen miktar üzerinden devam eder | İtiraz kaldırılarak takip devam eder |
Elinde İİK m. 68 kapsamına giren belge bulunan alacaklı her iki yoldan birini tercih edebilir. Belgenin bu kapsamda olmaması hâlinde itirazın kaldırılması talebi reddedilebileceğinden, başvuru yolunun dosya incelenerek belirlenmesi gerekir.
Uygulamada Hak Kaybına Yol Açabilen Hatalar
İtirazın iptali davalarında en sık karşılaşılan riskler şunlardır:
- Bir yıllık hak düşürücü sürenin yanlış tarihten hesaplanması,
- Dava şartı arabuluculuk tamamlanmadan dava açılması,
- Görevli veya yetkili mahkemenin yanlış belirlenmesi,
- İcra dairesinin yetkisine yapılan itirazın gözden kaçırılması,
- Takipteki alacak sebebiyle dava sebebinin uyuşmaması,
- Takipte talep edilmeyen faiz veya alacak kalemlerinin davaya eklenmesi,
- Takipten önceki ödeme ve mahsupların dikkate alınmaması,
- İcra inkâr veya kötü niyet tazminatının açıkça talep edilmemesi,
- Ticari defterlerin usulüne uygun tutulmaması veya süresinde sunulmaması,
- Teslim, hizmet veya ödeme belgelerinin korunmaması,
- Kısmi itirazın kapsamının yanlış değerlendirilmesi,
- Alacağın likit olduğunun yeterli şekilde ortaya konulmaması.
Davanın reddi yalnızca takip konusu alacağın tahsilini geciktirmez; harç, yargılama gideri, karşı vekâlet ücreti ve bazı durumlarda tazminat sorumluluğu da doğurabilir.
Takip Dosyası ile Maddi Hukuk İlişkisinin Birlikte Değerlendirilmesi
İtirazın iptali davasında sağlıklı bir hukuki değerlendirme, yalnızca borçlunun itiraz dilekçesinin incelenmesiyle yapılamaz. Takip talebi, ödeme emri, tebligatlar, sözleşmeler, faturalar, teslim belgeleri, banka hareketleri, ihtarnameler, ticari defterler ve taraflar arasındaki yazışmalar birlikte ele alınmalıdır.
Alacağın hukuki sebebi, muacceliyet tarihi, faiz hesabı, ödeme savunması, görevli mahkeme ve arabuluculuk şartı her uyuşmazlıkta farklılık gösterebilir. Bu nedenle her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Hukuki sonucun somut olayın özelliklerine göre değişebileceği dikkate alınarak, süre ve usul hataları nedeniyle hak kaybı yaşamamak için profesyonel hukuki destek alınması önem taşır.



