tr

Tek Ev Haczedilebilir Mi?

Tek Ev Haczedilebilir Mi?

Tek ev sahibi olmak, taşınmazın hiçbir koşulda haczedilemeyeceği anlamına gelmez. İcra ve İflas Kanunu’na göre korunan, borçlunun yalnızca “tek evi” değil; kendisinin ve ailesinin barınma ihtiyacına uygun olan hâline münasip evidir. Konutun değeri bu ihtiyacın belirgin biçimde üzerindeyse taşınmaz satılabilir; satış bedelinden borçlunun uygun bir ev almasına yetecek miktar ayrılarak kalan para alacaklıya ödenebilir. Bu nedenle tek evin haczedilip haczedilemeyeceği; evin değeri, borçlunun aile yapısı, sosyal ve ekonomik durumu, ipotek kayıtları, borcun kaynağı ve başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığı birlikte değerlendirilerek belirlenir.

Tek Ev Olması Haczi Kendiliğinden Engeller Mi?

Halk arasında “Borçlunun tek evi haczedilemez” şeklinde yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Ancak kanunda “tek ev” kavramına dayalı mutlak bir haciz yasağı yoktur.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinin birinci fıkrasının 12 numaralı bendinde, borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyeceği düzenlenmiştir. Bu korumanın amacı, borçlunun ve birlikte yaşadığı ailesinin temel barınma ihtiyacını güvence altında tutmaktır.

Bununla birlikte koruma mutlak değildir. Konutun değeri, borçlunun makul barınma ihtiyacını aşacak düzeydeyse taşınmazın satılması gündeme gelebilir. Böyle bir durumda borçlunun barınma ihtiyacı tamamen göz ardı edilmez; satış bedelinden hâline münasip bir ev alabilmesi için gerekli miktarın kendisine bırakılması gerekir.

Dolayısıyla doğru hukuki yaklaşım şudur:

  • Borçlunun yalnızca bir evinin bulunması, haczin otomatik olarak kaldırılmasını sağlamaz.
  • Evin hâline münasip olduğunun ileri sürülmesi ve gerektiğinde icra hukuk mahkemesine başvurulması gerekir.
  • Taşınmazın değeri ile uygun konut bedeli mahkemece karşılaştırılır.
  • Konutun değeri yüksekse haciz devam edebilir ve koşullu satış kararı verilebilir.
  • Konutun değeri borçlunun makul ihtiyacını aşmıyorsa haczin kaldırılması mümkün olabilir.

Hâline Münasip Ev Ne Anlama Gelir?

“Hâline münasip ev”, borçlunun alıştığı yaşam standardını veya tercih ettiği konut özelliklerini aynen koruyan ev anlamına gelmez. Kavram; borçlunun ve ailesinin insan onuruna uygun, güvenli ve makul koşullarda barınmasını sağlayabilecek konutu ifade eder.

Mahkeme, bu değerlendirmeyi soyut bir metrekare veya oda sayısı üzerinden yapmaz. Her dosyada borçlunun kişisel ve ailevi koşulları ayrı ayrı incelenir.

Borçlunun ve Ailesinin Barınma İhtiyacı

Değerlendirmede borçluyla aynı çatı altında yaşayan ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler dikkate alınır. Eş, çocuklar, yaşlı anne veya baba ile sürekli bakıma ihtiyaç duyan aile bireyleri bu kapsamda değerlendirilebilir.

Ailedeki kişi sayısı arttıkça ihtiyaç duyulan oda sayısı ve kullanım alanı da değişebilir. Bununla birlikte yalnızca nüfus kaydı yeterli olmayabilir; kişilerin fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığı ve borçlunun bakım yükümlülüğü de araştırılabilir.

Yaş, Sağlık ve Engellilik Durumu

Borçlunun veya aile bireylerinden birinin engelli, ileri yaşta ya da sürekli tedavi gerektiren bir sağlık durumuna sahip olması konut ihtiyacını etkileyebilir. Asansör, ulaşım kolaylığı, hastaneye yakınlık veya erişilebilirlik gibi özellikler somut olay bakımından önem taşıyabilir.

Bu tür özel ihtiyaçların sağlık raporları ve diğer belgelerle ortaya konulması gerekir.

Borçlunun Sosyal ve Ekonomik Durumu

Borçlunun mesleği, geliri, bakmakla yükümlü olduğu kişiler, düzenli giderleri ve genel ekonomik koşulları birlikte değerlendirilir. Ancak mesleki unvan veya toplumsal konum, borçlunun zorunlu olmadığı hâlde lüks ve yüksek değerli bir konutta yaşamasını tek başına haklı göstermez.

Yargıtay uygulamasında, takip hukukunda asıl amacın borcun ödenmesi olduğu; borçlunun daha mütevazı bir semtte ve makul niteliklere sahip bir konutta barınabileceği kabul edilmektedir.

Konutun Fiziksel ve Ekonomik Özellikleri

Mahkeme ve bilirkişi heyeti genellikle şu hususları inceler:

  • Konutun bulunduğu il, ilçe ve mahalle,
  • Taşınmazın güncel piyasa değeri,
  • Net ve brüt kullanım alanı,
  • Oda ve salon sayısı,
  • Binanın yaşı ve fiziksel durumu,
  • Ulaşım ve temel hizmetlere erişim,
  • Site özellikleri ve ortak alanlar,
  • Konutun lüks sayılabilecek nitelikleri,
  • Aynı veya yakın bölgelerdeki emsal konut fiyatları,
  • Daha mütevazı bölgelerde uygun konut edinme imkânı.

Tek bir emlak ilanı veya genel piyasa değerlendirmesi çoğu zaman yeterli görülmez. Emsallerin gerçekçi, karşılaştırılabilir ve haciz tarihindeki koşulları yansıtması gerekir.

Evin Değeri Yüksekse Ne Olur?

Haczedilen evin değeri, borçlunun hâline münasip bir ev alabilmesi için gereken tutardan yüksek olabilir. Bu durumda haczin tamamen kaldırılması yerine taşınmazın satılmasına karar verilebilir.

Uygulamada izlenen yöntem genel olarak şöyledir:

  1. Haczedilen taşınmazın değeri belirlenir.
  2. Borçlunun ve ailesinin ihtiyaçlarına uygun bir evin bedeli tespit edilir.
  3. İki değer karşılaştırılır.
  4. Hâline münasip ev bedeli haczedilen taşınmazın değerinden düşükse satışa izin verilebilir.
  5. Satış bedelinden uygun konut için gereken miktar borçluya bırakılır.
  6. Kalan tutar takip dosyasındaki alacağın ödenmesinde kullanılır.

Mahkeme, taşınmazın borçluya bırakılacak hâline münasip ev bedelinden daha düşük bir tutarla satılamayacağı yönünde hüküm kurabilir. Böylece satış sonunda borçlunun barınma imkânından tamamen yoksun kalmasının önüne geçilmesi amaçlanır.

Evin değeri ile uygun konut bedeli arasında satış giderleri de dikkate alındığında anlamlı bir fark bulunmaması ise haczin kaldırılması değerlendirmesini güçlendirebilir. Bu konuda mekanik bir hesaplama yapılamaz; ekonomik koşullar ve dosyanın bütün özellikleri birlikte ele alınır.

Değer Tespitinde Hangi Tarih Esas Alınır?

Meskeniyet şikâyetinde önemli tartışmalardan biri, taşınmaz değerlerinin hangi tarihe göre hesaplanacağıdır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 23 Aralık 2025 tarihli, E.2025/7302, K.2025/8391 sayılı kararında; hem haczedilen taşınmazın değerinin hem de borçlunun hâline münasip ev alabileceği tutarın haciz tarihi itibarıyla belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Benzer yöndeki 17 Kasım 2025 tarihli, E.2025/6215, K.2025/7276 sayılı kararda da değerlerin keşif veya dava tarihi esas alınarak belirlenmesi isabetli görülmemiştir.

Özellikle taşınmaz fiyatlarının hızlı değiştiği dönemlerde haciz tarihi, keşif tarihi ve satış tarihi arasındaki farklar dosyanın sonucunu ciddi biçimde etkileyebilir. Bilirkişi raporunda hangi tarihin esas alındığı bu nedenle dikkatle incelenmelidir.

Meskeniyet Şikâyeti Nasıl Yapılır?

Bir taşınmaza haciz konulması üzerine “Bu benim tek evimdir” şeklinde icra dairesine sözlü beyanda bulunulması yeterli değildir. Borçlunun, İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesine dayalı olarak meskeniyet nedeniyle haczedilmezlik şikâyetinde bulunması gerekir.

Başvuru, kural olarak haciz işlemini gerçekleştiren icra dairesinin bağlı bulunduğu icra hukuk mahkemesine yapılır. İstinabe yoluyla gerçekleştirilen hacizlerde görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi ayrıca değerlendirilmelidir.

Yedi Günlük Süre Ne Zaman Başlar?

Meskeniyet şikâyeti, İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca kural olarak haczin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde yapılmalıdır.

Taşınmaz hacizlerinde öğrenme tarihi çoğu zaman İİK’nin 103. maddesi uyarınca gönderilen davetiyenin tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Ancak 103 davetiyesinin hiç tebliğ edilmemesi, usulsüz tebliğ edilmesi veya taşınmazı açıkça belirlememesi hâlinde gerçek öğrenme tarihi ayrıca araştırılabilir.

Borçlunun haczi daha önce öğrendiğini gösteren;

  • UYAP dosya inceleme kaydı,
  • Kıymet takdiri işlemi,
  • Tebligat belgesi,
  • İcra dosyasına sunulan dilekçe,
  • Satış işlemlerine ilişkin başvuru,
  • Açık bir borçlu beyanı

gibi belgeler süre hesabında dikkate alınabilir.

Yedi günlük sürenin geçirilmesi, ilgili takip dosyası bakımından meskeniyet iddiasının incelenmeden reddedilmesine yol açabilir. Başka bir icra dosyasından yeni bir haciz konulması hâlinde ise yeni haciz yönünden ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.

Şikâyet Satış İşlemlerini Kendiliğinden Durdurur Mu?

Hayır. İcra ve İflas Kanunu’nun 22. maddesine göre şikâyet, icra hukuk mahkemesi tarafından karar verilmedikçe icrayı kendiliğinden durdurmaz.

Bu nedenle meskeniyet şikâyetiyle birlikte, taşınmazın satışının veya şikâyete konu işlemlerin geçici olarak durdurulması da talep edilmelidir. Mahkeme, dosyanın koşullarını değerlendirerek takip işlemlerinin durdurulmasına karar verebilir.

Yalnızca şikâyet dilekçesinin verilmiş olmasına güvenilmesi, satış sürecinin devam etmesi nedeniyle ciddi hak kaybı doğurabilir.

Meskeniyet Şikâyetinde Hangi Belgeler Sunulmalıdır?

Mahkemenin sağlıklı bir değerlendirme yapabilmesi için borçlunun barınma ihtiyacını ve taşınmazın niteliğini gösteren belgelerin dosyaya sunulması önemlidir. Somut olaya göre şu belgeler kullanılabilir:

  • Tapu kaydı ve takyidat belgesi,
  • Haciz şerhine ilişkin kayıtlar,
  • 103 davetiyesi ve tebligat evrakı,
  • Yerleşim yeri belgesi,
  • Aynı hanede yaşayan kişileri gösteren kayıtlar,
  • Nüfus aile kayıt tablosu,
  • Gelir ve sosyal güvenlik belgeleri,
  • Bakmakla yükümlü olunan kişilere ilişkin belgeler,
  • Sağlık ve engellilik raporları,
  • Konut kredisi ve ipotek belgeleri,
  • Taşınmaza ilişkin ekspertiz veya emsal değer belgeleri,
  • Aile konutu şerhi ve ilgili mahkeme kararları,
  • Borcun kaynağını gösteren sözleşme ve ödeme belgeleri.

Mahkeme ayrıca kolluk aracılığıyla sosyal ve ekonomik durum araştırması yaptırabilir, taşınmazda keşif gerçekleştirebilir ve gayrimenkul değerleme konusunda uzman bilirkişilerden rapor alabilir.

Borç Evin Satın Alma Bedelinden Doğmuşsa Koruma Uygulanır Mı?

İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesindeki önemli istisnalardan biri, borcun haczedilen eşyanın bedelinden doğmasıdır.

Örneğin konutun satın alma bedelinin ödenmemesinden kaynaklanan bir alacak söz konusuysa borçlu, ilgili alacaklıya karşı meskeniyet korumasından her durumda yararlanamayabilir. Taşınmazın taksitle satın alınması, satış bedelinin eksik ödenmesi veya evi edinmek için kullanılan kredinin geri ödenmemesi gibi durumlarda borcun kaynağı ayrıntılı biçimde incelenmelidir.

Borcun konutun bedelinden doğup doğmadığı yalnızca takip talebindeki açıklamayla değil, taraflar arasındaki sözleşme ve ödeme ilişkisiyle birlikte belirlenir.

İpotekli Tek Ev İçin Meskeniyet İddiasında Bulunulabilir Mi?

Taşınmaz üzerinde ipotek bulunması, meskeniyet şikâyetinin sonucunu etkileyebilir. Ancak her ipotek aynı hukuki sonucu doğurmaz.

Yargıtay uygulamasında genel olarak;

  • Konut kredisi, esnaf kredisi veya zirai kredi gibi taşınmazın edinilmesi ya da ekonomik faaliyetin sürdürülmesi için kurulması zorunlu ipotekler,
  • Borçlunun serbest iradesiyle üçüncü kişilerin veya genel kredi ilişkilerinin teminatı amacıyla kurduğu ipotekler

arasında ayrım yapılmaktadır.

Borçlunun serbest iradesiyle kurduğu ve haciz tarihinde borcu devam eden bir ipotek, Yargıtay uygulamasında meskeniyet iddiasından vazgeçme yönünde değerlendirilebilir. Buna karşılık zorunlu nitelikteki bir ipotek her durumda meskeniyet şikâyetine engel sayılmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31 Mayıs 2023 tarihli, E.2022/76, K.2023/544 sayılı kararında ipoteğin niteliğinin ve ipoteğe konu borcun haciz tarihindeki durumunun araştırılması gerektiği ortaya konulmuştur. İpotek belgesindeki “doğmuş ve doğacak tüm borçların teminatı” gibi kayıtlar değerlendirmede önem taşıyabilir.

İpotek borcunun haciz tarihinden önce tamamen ödenmiş olması veya ipoteğin mahkeme kararıyla geçersiz sayılarak kaldırılması da farklı bir hukuki sonuca yol açabilir. Bu nedenle yalnızca tapu kaydında ipotek görülmesi üzerinden kesin değerlendirme yapılmamalıdır.

Aile Konutu Şerhi Evin Haczedilmesini Önler Mi?

Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunması, taşınmazı kendiliğinden haczedilemez hâle getirmez. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesindeki aile konutu koruması esas olarak malik eşin konut üzerindeki iradi tasarruflarını sınırlar. Cebrî icra yoluyla haciz ve satış işlemleri bakımından ise İcra ve İflas Kanunu hükümleri uygulanır.

Bununla birlikte taşınmazın aile konutu olması hukuken önemsiz değildir. Haciz ve satış işlemleri yalnızca borçluyu değil, konutta yaşayan eşi ve çocukları da doğrudan etkileyebilir.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Emine Göksel Başvurusu, 12 Aralık 2019 tarihli ve B. No: 2016/10454 sayılı kararında, borçlu eşin borcu nedeniyle aile konutu üzerine konulan hacze karşı malik olmayan eşin iddialarının yalnızca aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle değerlendirilmemesini aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak kabul etmiştir. Karar, 8 Nisan 2020 tarihli ve 31093 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 17 Aralık 2024 tarihli F.K. ve Diğerleri Başvurusu, B. No: 2021/30773 kararında da malik olmayan eşin aile konutuna ilişkin iddialarını yargı mercileri önünde ileri sürebilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Buna karşılık Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 6 Kasım 2025 tarihli, E.2025/4360, K.2025/7203 sayılı kararında meskeniyet şikâyetinin borçluya tanınmış kişisel bir hak olduğu ve malik olmayan eşin tek başına bu şikâyette bulunamayacağı yönündeki yaklaşım sürdürülmüştür.

Bu içtihat görünümü nedeniyle, malik borçlunun yedi günlük süreyi kaçırmadan bizzat başvurması önem taşır. Malik olmayan eşin aile konutundan doğan anayasal hakları ise dosyanın özelliklerine göre ayrıca ileri sürülmelidir.

Borçlunun Birden Fazla Taşınmazı Varsa Ne Olur?

Borçlunun birden fazla taşınmaza sahip olması, meskeniyet iddiasını tek başına ortadan kaldırmaz. Ancak borçlu bütün taşınmazları için ayrı ayrı hâline münasip ev korumasından yararlanamaz. Koruma, barınma ihtiyacını karşılayan bir konut bakımından gündeme gelir.

Borçlunun başka bir evde yaşaması, haczedilen taşınmazı kiraya vermesi veya farklı nitelikte birden fazla konuta sahip olması hâlinde;

  • Fiilen hangi konutta yaşadığı,
  • Diğer taşınmazların konut olarak kullanılmaya elverişli olup olmadığı,
  • Taşınmazların değerleri,
  • Ailenin barınma ihtiyacının hangi konutla karşılandığı,
  • Borçlunun tercihinin dürüstlük kuralıyla bağdaşıp bağdaşmadığı

araştırılabilir.

Dolayısıyla “birden fazla taşınmazı olan kişi meskeniyet iddiasında bulunamaz” şeklinde kesin bir kural bulunmadığı gibi, bütün evlerin hacizden korunması da mümkün değildir.

Hisseli Ev İçin Meskeniyet Şikâyeti Yapılabilir Mi?

Taşınmazın tamamının borçluya ait olmaması, meskeniyet iddiasına başvurulmasını her durumda engellemez. Borçlunun paylı veya elbirliği mülkiyetine konu bir taşınmazdaki hakkı haczedilmişse, borçluya düşen payın ekonomik değeri ve barınma ihtiyacını karşılayıp karşılamadığı değerlendirilir.

Hisseli taşınmazlarda;

  • Borçlunun pay oranı,
  • Payın satış kabiliyeti,
  • Taşınmazın fiilî kullanım biçimi,
  • Diğer paydaşların durumu,
  • Borçlunun payına düşecek bedelle uygun konut alıp alamayacağı

önem taşır. Bu dosyalarda değerleme ve satış usulü daha teknik bir inceleme gerektirebilir.

Konutta Haciz ile Evin Tapusuna Haciz Aynı Şey Değildir

İcra ve İflas Kanunu’nun 79/a maddesindeki “konutta haciz” düzenlemesi ile taşınmazın tapu kaydına haciz konulması birbirinden farklı işlemlerdir.

İİK’nin 79/a maddesi, konut niteliğindeki bir adrese girilerek içeride haciz yapılmasını özel bir usule bağlamaktadır. İcra müdürü haciz yapılması talep edilen yerin konut olduğunu tespit ederse haciz kararı verir ve bu kararı derhâl icra hukuk mahkemesinin onayına sunar. Mahkeme, dosyanın kendisine verilmesinden itibaren en geç üç gün içinde inceleme yapar.

Bu onay;

  • Konutun borçlunun hâline münasip evi olduğuna,
  • Tapudaki haczin kaldırılması gerektiğine,
  • Taşınmazın hiçbir şekilde satılamayacağına

ilişkin bir karar değildir. Yalnızca konut içinde fiilî haciz yapılmasına ilişkin özel usul güvencesidir. Taşınmazın kendisinin haczedilemezliği ise meskeniyet şikâyeti kapsamında ayrıca incelenir.

Kamu Borçları Nedeniyle Tek Ev Haczedilebilir Mi?

Vergi ve sosyal güvenlik borçları gibi kamu alacaklarında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uygulanır.

Kanun’un 70. maddesinin 11 numaralı bendinde borçlunun hâline münasip evine yönelik benzer bir koruma bulunmaktadır. Ancak evin değeri fazla ise bedelinden uygun bir yer alınabilecek miktar borçluya bırakılmak üzere taşınmaz haczedilerek satılabilir.

Özel hukuk alacaklarına ilişkin icra takipleriyle kamu alacaklarının tahsil süreci aynı usule tabi değildir. Başvurulacak merci, dava türü ve süreler değişebileceğinden borcun niteliği öncelikle belirlenmelidir.

Anayasa Mahkemesinin 2026 Tarihli Güncel Kararı

Anayasa Mahkemesi, 16 Nisan 2026 tarihli, E.2025/275, K.2026/83 sayılı kararında İcra ve İflas Kanunu’nun 82/1-12. maddesindeki hâline münasip ev düzenlemesini Anayasa’ya uygun bulmuş ve iptal talebini oy birliğiyle reddetmiştir. Karar, 6 Ağustos 2026 tarihli ve 33332 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Mahkeme kararında;

  • Barınmanın temel ihtiyaçlardan biri olduğunu,
  • Hâline münasip ev korumasıyla borçlunun barınma hakkına belirli bir öncelik tanındığını,
  • Evin değeri yüksek olduğunda satış yapılarak uygun konut bedelinin borçluya bırakılabileceğini,
  • Böylece alacaklının mülkiyet hakkının tamamen işlevsiz hâle getirilmediğini,
  • Borçlu ve alacaklının menfaatleri arasında makul bir denge kurulduğunu

belirtmiştir.

AYM ayrıca evi bulunmayan borçluya ileride ev alabilmesi için mal varlığından ayrı bir tutar bırakılmamasını Anayasa’ya aykırı görmemiştir. Başka bir ifadeyle kanuni koruma, henüz edinilmemiş bir konutun bedeline değil, borçlunun mevcut hâline münasip evine yöneliktir.

Yargıtayın Hâline Münasip Ev Ölçütleri

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 9 Aralık 2015 tarihli, E.2014/661, K.2015/2879 sayılı kararında hâline münasip ev değerlendirmesinin temel ölçütleri açıklanmıştır.

Karara göre;

  • Borçlunun haciz tarihindeki sosyal durumu esas alınır.
  • Borçlu ve ailesinin gerçek barınma ihtiyacı belirlenir.
  • Aile kavramı, borçluyla aynı çatı altında yaşayan ve bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar.
  • Borçlunun daha mütevazı bir semtte barınabilme imkânı araştırılır.
  • Konutun borçlunun makul ihtiyacını aşan özellikleri koruma kapsamında değerlendirilmez.
  • Haczedilen evin değeri ile uygun ev bedeli bilirkişi incelemesiyle belirlenir.

Bu ölçütler güncel Yargıtay kararlarında da uygulanmaya devam etmektedir. Bununla birlikte her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiğinden yalnızca başka bir dosyada verilen karar veya belirlenen konut bedeli üzerinden kesin sonuca ulaşılamaz.

Haciz Bildirimi Sonrasında Hakların Süresinde Korunması

Tek evin haczedilmesi, taşınmazın mutlaka satılacağı anlamına gelmediği gibi evin tek konut olması da haczin kendiliğinden kaldırılmasını sağlamaz. Hukuki sonucun belirlenebilmesi için haciz tarihi, öğrenme tarihi, konutun değeri, aile yapısı, borcun kaynağı, ipotek kayıtları ve mevcut diğer taşınmazlar birlikte incelenmelidir.

Özellikle yedi günlük şikâyet süresi, yanlış veya eksik değerleme raporları ve şikâyetin icra işlemlerini kendiliğinden durdurmaması önemli hak kaybı riskleri doğurur. Haciz öğrenildiğinde icra dosyası, tapu kayıtları ve tebligat evrakı gecikmeden incelenmeli; gerekiyorsa meskeniyet şikâyetiyle birlikte satışın durdurulması talep edilmelidir.

Her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiği ve hukuki sonucun somut olayın özelliklerine göre değişebileceği unutulmamalıdır. Sürelerin doğru hesaplanması, bilirkişi raporlarına etkili itiraz edilmesi ve aile konutundan doğan hakların usulüne uygun biçimde ileri sürülmesi bakımından hak kaybı yaşamamak için profesyonel hukuki destek alınması önem taşır.

Av. Erdem Varol
Hukuki konuları mevzuat, yargı kararları ve uygulama çerçevesinde ele alan bilgilendirici içerikler hazırlamaktadır.
Randevu Talebi