tr
İstirdat Davası

İstirdat davası, borçlu olmadığı halde icra takibi nedeniyle ödeme yapmak zorunda kalan kişinin, ödediği paranın geri alınması için açtığı davadır. Uygulamada en çok; kesinleşen icra takibine itiraz edilmemesi, itirazın kaldırılması, haciz baskısı altında ödeme yapılması, maaş hacziyle tahsilat, kambiyo senedine dayalı takipler, kefalet ilişkileri ve ticari alacak uyuşmazlıklarında gündeme gelir.

İstirdat davası yalnızca “para iadesi” talebinden ibaret görülmemelidir. Dava açılmadan önce icra dosyasındaki ödeme tarihleri, borcun dayanağı, ödeme emrinin kesinleşme şekli, itiraz süreci, takip türü, arabuluculuk dava şartı ve bir yıllık hak düşürücü süre birlikte değerlendirilmelidir. Zira yanlış dava türüyle başvuru yapılması, sürelerin hatalı hesaplanması veya eksik delille dava açılması hak kaybına yol açabilir.

İstirdat Davası Nedir?

İstirdat davası, icra takibi nedeniyle borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalan kişinin, bu ödemenin hukuken gerekli olmadığını ileri sürerek alacaklıdan geri istemesidir. Bu dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde menfi tespit davası ile birlikte düzenlenmiştir. İİK m.72’de, borçlunun icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ileri sürebileceği, takip sırasında ödeme yapılırsa bazı hallerde davaya istirdat davası olarak devam edileceği ve ödeme sonrasında paranın geri alınmasının istenebileceği kabul edilmiştir.

Bu yönüyle istirdat davası, icra tehdidi altında yapılan haksız ödemenin telafisini sağlayan bir dava türüdür. Kişi ödeme yapmış olsa dahi, bu ödeme her zaman borcun varlığını kabul ettiği anlamına gelmez. Özellikle haciz, satış, maaş kesintisi, banka hesabı blokesi veya ticari itibarın zedelenmesi riski altında yapılan ödemelerde, ödemenin hangi hukuki koşullar altında gerçekleştiği önem taşır.

İstirdat Davasının Hukuki Dayanağı

İstirdat davasının temel dayanağı İcra ve İflas Kanunu m.72’dir. Kanun, takibe itiraz etmeyen veya itirazı kaldırılan kişinin, borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalması halinde ödediği parayı geri isteyebileceğini düzenler. Aynı maddede menfi tespit ve istirdat davalarının, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği; davacının ise paranın verilmesinin gerekmediğini ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir.

Bu düzenleme, icra hukukunun şekli kuralları ile maddi hukuktaki borç ilişkisi arasındaki dengeyi kurar. İcra takibinin kesinleşmiş olması, takip konusu alacağın her durumda gerçek ve geçerli olduğu anlamına gelmez. Takip kesinleştiği için ödeme yapılmış olabilir; ancak sonradan borcun hiç doğmadığı, sona erdiği, geçersiz olduğu, zamanaşımına uğradığı, mükerrer tahsil edildiği veya ödeme sebebinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülebilir.

İstirdat Davası Hangi Durumlarda Açılır?

İstirdat davası, borçlu olmadığı halde ödeme yapan kişinin korunmasını amaçlar. Uygulamada bu dava özellikle şu durumlarda gündeme gelir:

  • Ödeme emrine süresinde itiraz edilmemiş ve takip kesinleşmişse,
  • İtiraz edilmiş ancak itiraz kaldırılmış veya iptal edilmişse,
  • Haciz tehdidi altında ödeme yapılmışsa,
  • Maaş haczi, banka haczi veya araç/taşınmaz haczi nedeniyle tahsilat gerçekleşmişse,
  • Kambiyo senedine dayalı takipte aslında borç bulunmadığı halde ödeme yapılmışsa,
  • Aynı borç ikinci kez tahsil edilmişse,
  • Kefil, borçtan sorumlu olmadığı halde icra baskısı altında ödeme yapmışsa,
  • Sözleşme geçersiz, sona ermiş veya ifa edilmiş olmasına rağmen takip yapılmışsa,
  • Alacaklı, hukuki dayanağı bulunmayan bir takip yoluyla tahsilat sağlamışsa.

Her ödeme, kendiliğinden istirdat davasına konu edilemez. Ödemenin icra takibiyle bağlantılı olması, borçlu olunmayan bir miktara ilişkin bulunması ve davacının bu paranın verilmesinin gerekmediğini ortaya koyabilmesi gerekir.

İstirdat Davasının Şartları

İstirdat davası açılabilmesi için olayın yalnızca “ödeme yapılmış olması” düzeyinde değerlendirilmesi yeterli değildir. Dava şartları ve ispat konusu birlikte ele alınmalıdır.

Borçlu Olunmayan Bir Paranın Ödenmiş Olması

İstirdat davasının temelinde, gerçekte borçlu olunmayan bir paranın ödenmesi yer alır. Borcun hiç doğmamış olması, borcun daha önce ödenmiş olması, sözleşmenin geçersizliği, alacağın yanlış kişiden istenmesi, kefalet sorumluluğunun doğmaması veya takip dayanağı belgenin geçersizliği bu kapsama girebilir.

Örneğin, taraflar arasında ödeme yapılmış olmasına rağmen alacaklı aynı borç için icra takibi başlatmış ve borçlu haciz baskısı altında tekrar ödeme yapmak zorunda kalmışsa, mükerrer ödeme nedeniyle istirdat davası gündeme gelebilir.

Ödemenin İcra Takibi Nedeniyle Yapılmış Olması

İstirdat davası, klasik anlamda icra takibi nedeniyle yapılan ödeme bakımından önem taşır. Ödeme icra dosyasına yapılabileceği gibi, dosya baskısı altında alacaklıya veya vekiline de yapılmış olabilir. Ancak bu durumda ödemenin icra tehdidiyle bağlantısı somut delillerle gösterilmelidir.

Maaş hacziyle kesilen tutarlar, banka hesabından icra dosyasına aktarılan paralar, haciz sırasında yapılan ödemeler ve satış sonrası tahsil edilen bedeller bu kapsamda değerlendirilebilir.

Takibe İtiraz Edilmemiş veya İtirazın Kaldırılmış Olması

İİK m.72/7’de istirdat davası bakımından özellikle takibe itiraz edilmemesi veya itirazın kaldırılmış olması nedeniyle borçlu olunmayan paranın ödenmiş olması hali düzenlenmiştir. Bu nedenle icra takibinin hangi aşamada kesinleştiği, ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği ve itiraz sürecinin nasıl sonuçlandığı dosyanın kaderini etkileyebilir.

Bir Yıllık Sürede Dava Açılması

İstirdat davası, kural olarak ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süre niteliğindedir. Hak düşürücü süre niteliği nedeniyle mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınabilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 27.02.2018 tarihli, 2016/7859 E., 2018/1473 K. sayılı kararında da istirdat davasının ödeme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiği; icra dosyaları getirtilerek paranın tamamen ödenip ödenmediği ve son ödeme tarihinin araştırılması gerektiği vurgulanmıştır.

Bir Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?

İstirdat davasında en kritik konulardan biri sürenin başlangıcıdır. Genel çerçevede süre, borçlu olunmayan paranın ödenmesiyle başlar. Ancak ödeme tek seferde yapılmamışsa, kısmi tahsilatlar varsa veya maaş haczi gibi dönemsel kesintiler söz konusuysa süre hesabı ayrıca değerlendirilmelidir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 15.09.2021 tarihli, 2021/7624 E., 2021/11912 K. sayılı kararında, bir yıllık hak düşürücü sürenin cebri icra tehdidi altındaki ödemenin tamamen yapılmasıyla başlayacağı; kısmi ödeme halinde sürenin işlemeye başlamayacağı kabul edilmiştir. Kararda ayrıca kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip bakımından da İİK m.72/7 hükmünün uygulanabileceği belirtilmiştir.

Bu nedenle “ödeme tarihi” kavramı her dosyada aynı şekilde yorumlanmaz. İcra dosyasındaki tahsilat makbuzları, maaş haczi kesinti tarihleri, alacaklıya ödeme tarihleri, dosya kapak hesabı ve son tahsil tarihi birlikte incelenmelidir.

Menfi Tespit Davası ile İstirdat Davası Arasındaki Fark

Menfi tespit davası, borç henüz ödenmeden önce kişinin borçlu olmadığının tespiti için açılır. İstirdat davası ise borçlu olunmayan paranın ödenmesinden sonra geri alınması amacıyla açılır.

Bu ayrım yalnızca teorik değildir; dava türünün yanlış seçilmesi ciddi usuli sonuçlar doğurabilir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 10.03.2025 tarihli, 2024/301 E., 2025/933 K. sayılı kararında, davadan önce icra takibinde ödenen meblağ bakımından menfi tespit davası açılmasında hukuki menfaat bulunmadığı; bu kısım için istirdat davası açılması gerektiği değerlendirilmiştir.

Bu nedenle ödeme yapılmadan önce borçlu olunmadığı ileri sürülüyorsa menfi tespit davası; ödeme yapıldıktan sonra paranın iadesi isteniyorsa istirdat davası gündeme gelir. Dosyada hem ödenmiş hem ödenmemiş kısımlar varsa, taleplerin buna göre ayrıştırılması gerekir.

Menfi Tespit Davasının İstirdat Davasına Dönüşmesi

Borçlu, icra takibi sırasında borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açmış olabilir. Ancak dava devam ederken ihtiyati tedbir alınmamışsa veya tedbir etkili olmamışsa, icra takibi devam eder ve alacaklı ödeme alabilir. Bu durumda dava, ödenen kısım bakımından istirdat davasına dönüşür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.2022 tarihli, 2019/(13)3-536 E., 2022/43 K. sayılı kararında, istirdada dönüşen davada dava tarihinden sonraki ödemelerin de dikkate alınabileceği kabul edilmiştir. Kararda, menfi tespit ve istirdat davası kapsamında yapılan yargılamada, dava tarihinden sonra gerçekleşen maaş kesintilerinin de iade hesabında gözetilmesi gerektiği yönünde değerlendirme yapılmıştır.

Bu karar, özellikle maaş haczi, dönemsel kesinti ve dava devam ederken tahsilat yapılan dosyalarda önemlidir. Çünkü borçlu yalnızca dava tarihine kadar yapılan ödemeleri değil, dava sürecinde icra tehdidi altında gerçekleşen sonraki kesintileri de gündeme getirebilir.

İstirdat Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İstirdat davalarında görevli mahkeme, takip konusu alacağın hukuki niteliğine göre belirlenir. Uyuşmazlık ticari işten kaynaklanıyorsa asliye ticaret mahkemesi, tüketici işleminden kaynaklanıyorsa tüketici mahkemesi, iş ilişkisinden kaynaklanıyorsa iş mahkemesi, genel nitelikli bir borç ilişkisinden kaynaklanıyorsa asliye hukuk mahkemesi görevli olabilir.

Yetki bakımından İİK m.72’de özel düzenleme bulunmaktadır. Menfi tespit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir.

Görev ve yetki değerlendirmesi, dava dilekçesi hazırlanmadan önce yapılmalıdır. Özellikle ticari uyuşmazlık, tüketici kredisi, abonelik sözleşmesi, eser sözleşmesi, çek veya bono ilişkisi gibi alanlarda görevli mahkeme yanlış belirlenirse dava usulden reddedilebilir veya süreç gereksiz şekilde uzayabilir.

Ticari İstirdat Davalarında Arabuluculuk Dava Şartı

Ticari nitelikteki istirdat davalarında dava açmadan önce arabulucuya başvurulması gerekebilir. Türk Ticaret Kanunu m.5/A’da, konusu bir miktar para olan ticari davalardan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Bu hükümdeki değişiklik 7445 sayılı Kanun ile yapılmıştır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2021/8174 E., 2022/296 K. sayılı kararında da ticari alacağa ilişkin istirdat davasında arabuluculuğa başvurulmadan dava açılmasının dava şartı yokluğu nedeniyle usulden ret sebebi oluşturabileceği değerlendirilmiştir.

Bu nedenle istirdat davası açmadan önce uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olup olmadığı mutlaka incelenmelidir. Arabuluculuk dava şartı bulunan bir dosyada doğrudan dava açılması, haklı olunan bir uyuşmazlıkta dahi usuli ret sonucuna neden olabilir.

İstirdat Davasında İspat Yükü

İİK m.72’ye göre davacı, istirdat davasında paranın verilmesinin gerekmediğini ispatla yükümlüdür. Bu nedenle davacı yalnızca ödeme yaptığını değil, bu ödemenin hukuken borç olmadığı halde yapıldığını da ortaya koymalıdır.

İspat bakımından şu deliller önem taşıyabilir:

  • İcra dosyası,
  • Ödeme emri ve tebliğ mazbatası,
  • İtiraz dilekçesi veya itirazın kaldırılması/iptali kararları,
  • Tahsilat makbuzları,
  • Maaş haczi kesinti belgeleri,
  • Banka dekontları,
  • Sözleşmeler,
  • Faturalar,
  • Cari hesap kayıtları,
  • Çek, bono veya senet örnekleri,
  • Yazışmalar,
  • Bilirkişi incelemesine esas ticari defterler,
  • Kefalet sözleşmeleri,
  • İbraname, ödeme protokolü veya mahsup belgeleri.

Özellikle senet, çek veya ticari defterlere dayalı uyuşmazlıklarda ispat kuralları daha teknik hale gelir. Senede karşı ileri sürülen iddiaların hangi delille ispatlanabileceği, tarafların tacir olup olmadığı, ticari defterlerin delil niteliği ve dayanak ilişkinin yazılı belgelerle ortaya konulup konulmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

İstirdat Davasında Faiz Talebi

İstirdat davasında yalnızca ana paranın iadesi değil, koşulları varsa faiz de talep edilebilir. Ancak faizin başlangıç tarihi her dosyada aynı değildir. Ödeme tarihi, dava tarihi, ihtar tarihi veya temerrüt tarihi uyuşmazlığın niteliğine göre önem kazanabilir.

Bu nedenle dava dilekçesinde faiz talebi açıkça gösterilmeli; hangi tutar için hangi tarihten itibaren faiz istendiği belirtilmelidir. Ticari işlerde avans faizi, genel ilişkilerde yasal faiz, tüketici uyuşmazlıklarında ise ilişkinin niteliğine uygun faiz değerlendirmesi yapılmalıdır.

İhtirazi Kayıt Şart mıdır?

İstirdat davası açabilmek için her durumda ihtirazi kayıt ileri sürülmesi zorunlu değildir. Çünkü icra tehdidi altında yapılan ödeme çoğu zaman serbest iradeyle yapılmış olağan bir ödeme değildir. Bununla birlikte, uygulamada ödeme yapılırken “istirdat davası açma hakkı saklıdır” veya “borç kabul anlamına gelmemek üzere” şeklinde kayıt düşülmesi ispat bakımından fayda sağlayabilir.

Özellikle harici ödeme, alacaklı vekiline ödeme veya protokol kapsamında ödeme yapılıyorsa ihtirazi kayıt ve ödeme açıklaması daha da önem kazanır. Dekont açıklamasının boş bırakılması, ileride ödemenin hangi borca ilişkin olduğu konusunda uyuşmazlık yaratabilir.

Kısmi Ödeme Halinde İstirdat Davası

Kısmi ödeme yapılan dosyalarda istirdat davası bakımından ayrıca dikkatli hareket edilmelidir. İİK m.72/7’de borçlu olunmayan paranın tamamen ödenmesi hali esas alınmıştır. Yargıtay uygulamasında da bir yıllık sürenin, cebri icra tehdidi altındaki ödemenin tamamen yapılmasıyla başlayacağı; kısmi ödeme halinde sürenin henüz başlamayabileceği kabul edilmektedir.

Buna karşılık, dosyanın özelliklerine göre ödenen kısım için istirdat, ödenmeyen kısım için menfi tespit talebi birlikte veya ayrı ayrı gündeme gelebilir. Bu noktada dava türü, talep sonucu ve hukuki menfaat doğru kurulmalıdır.

Haciz Baskısı Altında Yapılan Ödemelerde İstirdat

Haciz sırasında veya haciz tehdidi altında yapılan ödemeler istirdat davalarında sık görülür. Ticari işletmenin faaliyetine devam edebilmesi, malların muhafaza altına alınmasını önleme, maaş kesintisini durdurma, banka hesaplarındaki blokeyi kaldırma veya satış işlemlerini engelleme amacıyla ödeme yapılmış olabilir.

Bu tür ödemelerde davanın başarısı, yalnızca “haciz vardı” beyanına bağlı değildir. Haciz tutanağı, icra müdürlüğü işlemleri, dosya tahsilat kayıtları, ödeme tarihi ve dayanak alacağın hukuki geçerliliği birlikte incelenmelidir. Haciz baskısı altında ödeme yapılmış olması, davacının borçlu olmadığı parayı geri isteme hakkını güçlendiren bir olgu olabilir; ancak borçsuzluğun ayrıca ispatlanması gerekir.

Kefilin İstirdat Davası Açması

Kefalet ilişkilerinde istirdat davası özellikle önemlidir. Kefil, asıl borçlunun borcundan sorumlu tutulmuş olabilir; ancak kefalet sözleşmesinin geçersizliği, kefalet limitinin aşılması, eş rızasının bulunmaması, adi kefalette önce asıl borçluya başvurma şartının ihlali veya kefalet sorumluluğunun sona ermesi gibi nedenlerle aslında ödeme yapmak zorunda olmayabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.2022 tarihli kararına konu olayda da tüketici kredisi ve kefalet ilişkisi kapsamında maaş hacziyle yapılan kesintiler tartışılmış; istirdada dönüşen davada dava tarihinden sonraki kesintilerin de dikkate alınabileceği kabul edilmiştir.

Bu nedenle kefalet dosyalarında yalnızca icra takibi değil, kefalet sözleşmesinin geçerlilik koşulları, kefalet limiti, kefalet tarihi, eş rızası, asıl borçluya başvuru süreci ve ödeme planı da incelenmelidir.

Kambiyo Senedine Dayalı Takiplerde İstirdat

Çek, bono veya poliçeye dayalı takiplerde borçlu, kısa süreler içinde itiraz veya şikâyet yoluna başvurmadığında takip kesinleşebilir. Bu durumda haciz tehdidi altında ödeme yapılmışsa, takip dayanağı senedin geçersizliği, borcun sona ermesi, senedin teminat amacıyla verilmesi, bedelsizlik, imza itirazı, yetkisiz temsil veya temel ilişkinin bulunmaması gibi iddialar istirdat davasında gündeme gelebilir.

Ancak kambiyo senetlerinde ispat kuralları daha katıdır. Senedin soyutluğu, senede karşı senetle ispat ilkesi ve yazılı delil gerekliliği dikkate alınmadan açılan davalar ispat sorunuyla karşılaşabilir. Bu nedenle kambiyo senedine dayalı istirdat davalarında delil stratejisi dava dilekçesinden önce oluşturulmalıdır.

Sebepsiz Zenginleşme Davası ile İstirdat Davası Arasındaki Fark

İstirdat davası ile sebepsiz zenginleşme davası uygulamada karıştırılabilir. Sebepsiz zenginleşme, genel hükümlere dayalı bir geri verme davasıdır. İstirdat davası ise icra takibi nedeniyle borçlu olunmayan paranın ödenmesi halinde İİK m.72 kapsamında özel olarak gündeme gelir.

Bu nedenle her para iadesi talebi istirdat davası değildir. Eğer ödeme icra takibinden bağımsız şekilde yapılmışsa, uyuşmazlık sebepsiz zenginleşme veya sözleşmeye dayalı alacak davası niteliğinde olabilir. Buna karşılık ödeme icra tehdidi altında yapılmışsa ve İİK m.72 koşulları oluşuyorsa, istirdat davası doğru hukuki yol olabilir.

İstirdat Davasında Kötü Niyet Tazminatı

Menfi tespit ve istirdat davalarıyla bağlantılı olarak kötü niyet tazminatı da gündeme gelebilir. İİK m.72’de, borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğunun anlaşılması halinde, talep üzerine borçlu lehine tazminata hükmedilebileceği; takdir edilecek zararın haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamayacağı düzenlenmiştir.

Ancak kötü niyet tazminatı otomatik değildir. Alacaklının yalnızca haksız çıkması yeterli olmayabilir; takibin haksız ve kötü niyetli olduğunun somut olayda gösterilmesi gerekir. Bu nedenle dava dilekçesinde kötü niyet iddiası, takip tarihi itibarıyla alacaklının borcun bulunmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği olgular üzerinden kurulmalıdır.

İstirdat Davası Dilekçesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

İstirdat davası dilekçesinde talep sonucu açık, hesaplanabilir ve icra dosyasıyla uyumlu olmalıdır. Dava dilekçesinde özellikle şu hususlar netleştirilmelidir:

  • İcra dosyasının esas numarası,
  • Takibin dayanağı,
  • Ödeme emrinin tebliğ tarihi,
  • Takibin kesinleşme şekli,
  • Ödemenin hangi tarihte ve hangi yolla yapıldığı,
  • Davacının neden borçlu olmadığı,
  • İade istenen ana para,
  • Faiz talebi ve faiz başlangıcı,
  • Arabuluculuk dava şartı varsa başvuru bilgisi,
  • Deliller,
  • Yargılama giderleri ve vekâlet ücreti talebi,
  • Şartları varsa kötü niyet tazminatı talebi.

Dilekçede yalnızca “borçlu değilim” demek yeterli değildir. Borcun neden bulunmadığı somut vakıalarla açıklanmalı; ödeme ile takip arasındaki bağ kurulmalı; davacının paranın verilmesinin gerekmediğini nasıl ispatlayacağı gösterilmelidir.

Yargıtay Kararları Işığında İstirdat Davasında Öne Çıkan İlkeler

Yargıtay kararları, istirdat davasının uygulamadaki sınırlarını belirlemede önemlidir. Özellikle süre, dava türü, menfi tespitten istirdada dönüşme ve arabuluculuk dava şartı konularında dikkatli değerlendirme yapılmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.01.2022, 2019/(13)3-536 E., 2022/43 K.
Menfi tespit davasının istirdada dönüşmesi halinde, dava tarihinden sonraki ödemelerin de dikkate alınabileceği kabul edilmiştir. Bu karar, maaş haczi ve dönemsel kesinti yapılan dosyalar bakımından önemlidir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 15.09.2021, 2021/7624 E., 2021/11912 K.
Bir yıllık hak düşürücü sürenin, cebri icra tehdidi altındaki ödemenin tamamen yapılmasıyla başlayacağı; kısmi ödeme halinde sürenin işlemeye başlamayacağı belirtilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 27.02.2018, 2016/7859 E., 2018/1473 K.
İcra dosyasına ödenen paranın istirdadı talebinde, ödeme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü sürenin değerlendirilmesi gerektiği; icra dosyalarının getirtilerek son ödeme tarihinin araştırılması gerektiği ifade edilmiştir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 10.03.2025, 2024/301 E., 2025/933 K.
Davadan önce icra takibinde ödenen miktar bakımından menfi tespit davası açılmasında hukuki menfaat bulunmadığı; ödenen kısım için istirdat davası açılması gerektiği değerlendirilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2021/8174 E., 2022/296 K.
Ticari nitelikteki istirdat davasında arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması halinde dava şartı yokluğu nedeniyle usulden ret gündeme gelebileceği belirtilmiştir.

İstirdat Davası Ne Kadar Sürer?

İstirdat davasının süresi, mahkemenin iş yoğunluğuna, dosyanın niteliğine, delil durumuna, bilirkişi incelemesi gerekip gerekmediğine, icra dosyasının kapsamına ve tarafların itirazlarına göre değişir. Basit bir ödeme ve açık borçsuzluk hali bulunan dosyalar daha kısa sürede sonuçlanabilirken; ticari defter incelemesi, senet iddiaları, kefalet tartışmaları veya bilirkişi raporu gerektiren dosyalar daha uzun sürebilir.

Davanın daha sağlıklı yürütülmesi için icra dosyası ve ödeme belgeleri eksiksiz temin edilmeli, dava açmadan önce hukuki nitelendirme doğru yapılmalı ve süre yönünden risk bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.

Hak Kaybı Yaşamamak İçin Hukuki Değerlendirme

İstirdat davası, icra takibinde yapılan haksız ödemenin geri alınması için etkili bir hukuki yoldur. Ancak bu davada başarı; ödeme tarihinin doğru belirlenmesine, bir yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmamasına, görevli mahkemenin doğru seçilmesine, arabuluculuk dava şartının gözetilmesine ve borçsuzluğun güçlü delillerle ortaya konulmasına bağlıdır.

Özellikle haciz baskısı altında ödeme yapılan, maaş hacziyle kesinti uygulanan, ticari alacak veya kambiyo senedine dayalı takiplerde istirdat davası teknik bir inceleme gerektirir. Bu nedenle dava açılmadan önce icra dosyasının, ödeme belgelerinin, takip dayanağı evrakın ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin birlikte değerlendirilmesi hak kaybını önlemek bakımından önemlidir.

Avukat Erdem Varol
Avukat Erdem Varol, Sakarya Adapazarı’nda avukatlık faaliyetlerini sürdüren bir hukukçudur. Hazırladığı içeriklerde güncel mevzuat, yargı uygulamaları ve hukuki süreçlere ilişkin bilgileri sade ve anlaşılır bir dille okuyuculara sunmaktadır.
Whatsapp
Av. Erdem VAROL
Av. Erdem VAROL
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabilirim?
1