
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası, eşler arasındaki ortak yaşamın sürdürülmesinin kendilerinden beklenemeyeceği ölçüde bozulduğu durumlarda açılan genel boşanma davasıdır. Mahkemenin boşanma kararı verebilmesi için yalnızca eşler arasında anlaşmazlık bulunduğunun ileri sürülmesi yeterli değildir. Yaşanan olayların somutlaştırılması, hukuka uygun delillerle ispatlanması ve bu olayların evlilik birliğini ortak hayatın devamını beklenemez hâle getirecek derecede etkilediğinin ortaya konulması gerekir.
Hukuki dayanağını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinden alan bu dava, uygulamada çoğu zaman “şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma” olarak da adlandırılmaktadır. Ancak kanuni kavram, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır. Dava sırasında tarafların kusurlu davranışları, olayların evliliğe etkisi, delillerin niteliği, varsa çocukların durumu ile nafaka ve tazminat talepleri birlikte değerlendirilir. Her dosyanın kendi şartlarına göre incelenmesi gerektiğinden, benzer görünen olaylar farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Ne Demektir?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, eşler arasındaki sevgi, saygı, güven, dayanışma ve birlikte yaşama iradesinin ciddi biçimde zedelenmesi; ortak hayatın devamının eşlerden beklenemeyecek hâle gelmesidir.
Her tartışma, fikir ayrılığı veya geçici kırgınlık boşanma için yeterli kabul edilmez. Evliliklerde zaman zaman ortaya çıkabilecek olağan anlaşmazlıklarla, ortak yaşamı sürdürülemez duruma getiren davranışlar birbirinden ayrılmalıdır. Mahkeme;
- Olayların ağırlığını,
- Davranışların süreklilik gösterip göstermediğini,
- Eşler üzerindeki etkisini,
- Tarafların olaylardaki kusurunu,
- Birlikte yaşama iradesinin devam edip etmediğini,
- Olaylardan sonra evlilik birliğinin sürdürülüp sürdürülmediğini,
somut dosya kapsamında değerlendirir.
Bu nedenle mahkemeye yalnızca “anlaşamıyoruz”, “sürekli tartışıyoruz” veya “evlilik yürümüyor” şeklinde genel ifadeler sunulması yeterli değildir. Hangi olayın ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleştiği; bu olayın ortak yaşama ne şekilde zarar verdiği açıklanmalıdır.
TMK Madde 166 Kapsamında Hukuki Dayanak
Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin birinci fıkrasına göre, evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Maddenin ikinci fıkrası ise kusur bakımından önemli bir düzenleme içermektedir. Davacının kusuru davalıdan daha ağırsa davalı eşin boşanmaya itiraz etme hakkı vardır. Bununla birlikte, itirazın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olması ve evliliğin devamında davalı eş veya çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmaması hâlinde boşanmaya karar verilebilir.
TMK m.166’nın diğer fıkraları farklı boşanma biçimlerini düzenlemektedir:
TMK Madde 166/1 ve 166/2
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan çekişmeli boşanma davalarının temel dayanağıdır. Tarafların ileri sürdüğü olaylar, deliller ve kusur durumları incelenir.
TMK Madde 166/3
Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması ve tarafların boşanma ile boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu üzerinde anlaşmaları hâlinde uygulanan anlaşmalı boşanmayı düzenler.
TMK Madde 166/4
Daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilip kesinleşmesinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamamasına ilişkin düzenlemedir. Önceden üç yıl olan bekleme süresi, 7532 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle bir yıla indirilmiştir. Değişiklik 27 Kasım 2024 tarihli ve 32735 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Buna göre ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verilebilir.
Bu dört düzenleme aynı madde içinde yer alsa da şartları ve ispat biçimleri birbirinden farklıdır. Özellikle TMK m.166/1’e dayalı çekişmeli boşanma davası ile önceki davanın reddinden sonra açılan TMK m.166/4 davası birbirine karıştırılmamalıdır.
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanmanın Şartları
Evlilik Birliğini Etkileyen Somut Olaylar Bulunmalıdır
Boşanma talebi belirli olaylara dayanmalıdır. Dava dilekçesinde yalnızca hukuki kavramların kullanılması yeterli değildir. Hakaret, tehdit, fiziksel şiddet, güven sarsıcı davranış veya ekonomik baskı iddiasında bulunuluyorsa bu davranışların somutlaştırılması gerekir.
Dilekçedeki vakıalar, yargılamanın sınırını belirler. Dava sırasında hangi olayların inceleneceği ve hangi delillerin hangi vakıaları ispatlamak amacıyla sunulduğu açık olmalıdır.
Ortak Hayatın Sürdürülmesi Beklenemez Hâle Gelmelidir
İleri sürülen olayların evlilik birliği üzerindeki etkisi ciddi olmalıdır. Mahkeme yalnızca kusurlu bir davranış bulunup bulunmadığına değil, bu davranışın ortak hayatı ne ölçüde etkilediğine de bakar.
Örneğin münferit ve önemsiz bir tartışma tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli görülmeyebilir. Buna karşılık sürekli aşağılama, sistematik baskı, fiziksel şiddet, ağır hakaret veya güven ilişkisini ortadan kaldıran davranışlar ortak yaşamın devamını beklenemez hâle getirebilir.
Olaylar Hukuka Uygun Delillerle İspatlanmalıdır
Boşanma davasında iddia edilen olayların varlığını ispat yükü, kural olarak bu olaylara hukuki sonuç bağlayan tarafa aittir. Mahkeme, soyut iddialar yerine tanık anlatımları, mesaj kayıtları, resmi belgeler, sağlık raporları ve diğer delilleri birlikte değerlendirir.
Kusur Durumu Belirlenmelidir
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması kanun metninde yalnızca kusura dayalı bir boşanma sebebi olarak düzenlenmemiş olsa da Yargıtay uygulamasında kusur tespiti büyük önem taşır. Kusur;
- Boşanma talebinin kabul edilip edilmeyeceğinde,
- Maddi ve manevi tazminatta,
- Yoksulluk nafakasında,
- Yargılama giderlerinde,
etkili olabilir.
Yerleşik Yargıtay yaklaşımında, boşanmaya yol açan olaylarda tamamen kusurlu olan eşin, kusursuz eşe karşı açtığı davanın kural olarak kabul edilmemesi gerektiği belirtilmektedir. Daha ağır kusurlu eşin dava hakkı bulunmakla birlikte, davalı eşin az da olsa kusurunun bulunması veya TMK m.166/2’deki istisnai şartların gerçekleşmesi önem taşır. Hukuk Genel Kurulu da olayların ve taraflara yüklenebilecek kusurların somut şekilde ispatlanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Boşanma Sebebi Sayılabilecek Davranışlar
Kanunda evlilik birliğini temelinden sarsabilecek davranışlar sınırlı biçimde sayılmamıştır. Aynı davranışın hukuki niteliği, olayın gerçekleşme şekline, ağırlığına, sürekliliğine ve eşler üzerindeki etkisine göre değişebilir.
Fiziksel Şiddet
Eşe vurmak, itmek, yaralamak, eşya fırlatmak veya fiziksel güvenliği tehdit eden davranışlarda bulunmak boşanma sebebi oluşturabilir. Şiddetin ceza soruşturmasına konu olması veya sağlık raporuyla belgelenmesi ispat bakımından önemli olmakla birlikte, boşanma davası yönünden mutlaka ceza mahkûmiyeti bulunması gerekmez.
Hakaret, Aşağılama ve Küçük Düşürme
Eşe sürekli hakaret etmek, toplum içinde küçük düşürmek, kişiliğine yönelik ağır sözler söylemek veya sistematik biçimde değersiz hissettirmek evlilik birliğini sarsan davranışlar arasında değerlendirilebilir.
Hakaret iddialarında kullanılan sözlerin, söylendiği ortamın ve tanıkların doğrudan görgüye sahip olup olmadığının açıklanması önemlidir.
Güven Sarsıcı Davranışlar
Zina düzeyinde ispatlanamayan ancak eşler arasındaki güveni ağır biçimde zedeleyen davranışlar TMK m.166/1 kapsamında ele alınabilir. Başka kişilerle evlilik sınırlarını aşan görüşmeler yapmak, eşten gizli ilişkiler yürütmek, yanıltıcı davranışlarda bulunmak veya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayan hareketler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Her karşı cinsle görüşme veya sosyal iletişim kendiliğinden güven sarsıcı davranış değildir. İlişkinin niteliği, görüşmelerin içeriği ve olayın evlilik üzerindeki etkisi araştırılır.
Ekonomik Şiddet ve Mali Güvenin Zedelenmesi
Eşin gelirine el koymak, temel ihtiyaçlarını karşılamamak, çalışmasına ölçüsüz biçimde engel olmak, aile bütçesini tek taraflı yönetmek veya eşten gizli şekilde ağır borç altına girmek kusurlu davranış sayılabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşten habersiz kredi çekilmesini somut olayda güven sarsıcı bir davranış olarak değerlendirmiştir. Bununla birlikte tazminat talepleri bakımından ayrıca kişilik haklarına saldırı ve diğer kanuni şartların gerçekleşip gerçekleşmediği incelenmiştir.
Evlilik Yükümlülüklerinin Yerine Getirilmemesi
Haklı bir sebep bulunmaksızın ortak yaşamdan sürekli kaçınmak, eşe ilgisiz davranmak, aile sorumluluklarını yerine getirmemek veya ortak konutun ve çocukların ihtiyaçlarına kayıtsız kalmak boşanma sebebi oluşturabilir.
Ancak sağlık sorunları, çalışma koşulları veya tarafların ortak kararı gibi haklı nedenler bulunduğunda aynı davranış farklı değerlendirilebilir.
Eşin Ailesinin Müdahalesine Sessiz Kalmak
Eşlerden birinin ailesinin evliliğe sürekli müdahale etmesi, diğer eşi aşağılaması veya ortak yaşam üzerinde baskı kurması hâlinde, kendi ailesinin müdahalesine karşı evlilik birliğini korumayan eşe kusur yüklenebilir.
Burada kusur, yalnızca aile bireylerinin davranışından değil; eşin bu davranışlara yaklaşımından ve gerekli sınırları oluşturup oluşturmadığından kaynaklanabilir.
Cinsel Birliktelikten Haklı Neden Olmadan Kaçınmak
Eşlerden birinin sağlık veya benzeri haklı bir neden bulunmaksızın sürekli olarak cinsel birliktelikten kaçınması, olayın şartlarına göre kusurlu davranış kabul edilebilir. Ancak sağlık durumu, psikolojik koşullar, şiddet geçmişi ve eşler arasındaki diğer olaylar değerlendirilmeden yalnızca cinsel birlikteliğin gerçekleşmemesine dayanılarak kusur belirlenmesi doğru olmayacaktır.
Fiilî Ayrılık Tek Başına Boşanma Sebebi midir?
Eşlerin ayrı yaşamaları, evlilik birliğinin fiilen zayıfladığına işaret edebilir. Bununla birlikte yalnızca ayrı yaşamak, TMK m.166/1 kapsamında kendiliğinden boşanma kararı verilmesini sağlamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28 Haziran 2016 tarihli, 2016/13531 Esas ve 2016/12519 Karar sayılı kararında, fiilî ayrılığın tek başına boşanma sebebi olmadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca davacıdan duyulan veya doğrudan görgüye dayanmayan tanık anlatımlarının hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir.
Fiilî ayrılığın nasıl başladığı önemlidir. Ortak konuttan ayrılan eşin haklı bir nedeni bulunabilir. Şiddet, tehdit, ağır hakaret veya güvenlik riski nedeniyle evden ayrılan eşe sırf konutu terk ettiği için kusur yüklenmesi mümkün olmayabilir.
Bunun yanında önceki bir boşanma davasının reddedilip kesinleşmesinden sonra ortak hayatın bir yıl boyunca yeniden kurulamaması durumunda TMK m.166/4 kapsamında farklı bir hukuki sebep ortaya çıkabilir.
Kusur Boşanma Davasını Nasıl Etkiler?
Kusursuz veya Az Kusurlu Eş
Kusursuz veya daha az kusurlu eş, evlilik birliğini temelinden sarsan davranışları ispatladığında boşanma talebinde bulunabilir. Kusur durumu ayrıca maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası açısından önem taşır.
Eşit Kusurlu Eşler
Tarafların eşit kusurlu olduğu durumlarda her iki tarafın da boşanma davasının kabul edilmesi mümkün olabilir. Ancak eşit kusurluluk hâlinde tarafların birbirlerinden maddi veya manevi tazminat talep etmeleri, TMK m.174’teki kusur şartları nedeniyle genellikle mümkün olmaz.
Daha Ağır Kusurlu Davacı
Davacının daha ağır kusurlu olması, tek başına dava açmasına engel değildir. Ancak davalı eşin itiraz hakkı vardır. İtirazın kabul edilebilmesi için davalının boşanmaya karşı çıkmasının gerçek ve korunmaya değer bir menfaate dayanması gerekir.
Davalının itirazı yalnızca diğer eşi cezalandırmak, hukuken sona ermiş bir evliliği sürüncemede bırakmak veya hakkı amacı dışında kullanmak için ileri sürülüyorsa TMK m.166/2 kapsamında hakkın kötüye kullanılması gündeme gelebilir.
Tam Kusurlu Davacı
Yargıtay uygulamasında, boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusurlu olan davacının, kusursuz davalı eşe karşı açtığı davanın kabul edilmesi kural olarak mümkün görülmemektedir. Aksi yaklaşımın, bir eşin yalnızca kendi kusurlu davranışlarıyla evliliği sona erdirebilmesine imkân vereceği kabul edilmektedir.
Bununla birlikte “tam kusur” değerlendirmesi genel ifadelerle yapılamaz. Hangi davranışın kime ait olduğu, olayların ispatlanıp ispatlanmadığı ve affedilen olayların değerlendirme dışında bırakılıp bırakılmayacağı ayrıntılı şekilde belirlenmelidir.
Affetme ve Hoşgörüyle Karşılama Davayı Nasıl Etkiler?
Eşlerden birinin, diğer eşin kusurlu davranışını açıkça affetmesi veya davranıştan sonra evlilik birliğini devam ettiren tutumlarıyla olayı hoşgörüyle karşıladığının anlaşılması hâlinde, aynı olayın daha sonra kusur olarak ileri sürülmesi mümkün olmayabilir.
Ancak birlikte yaşamaya bir süre devam edilmesi her olayda otomatik olarak af anlamına gelmez. Özellikle ekonomik bağımlılık, çocukların durumu, güvenlik kaygısı ve şiddet döngüsü gibi koşullar birlikte değerlendirilmelidir. Affetme iradesinin bulunup bulunmadığı somut olaydan anlaşılır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11 Nisan 2022 tarihli, 2022/2524 Esas ve 2022/3462 Karar sayılı kararında; fiziksel şiddet olayından sonra eşlerin üç ay daha birlikte yaşamaları, özür ve tarafların sonraki davranışları birlikte değerlendirilerek olayın affedildiği veya en azından hoşgörüyle karşılandığı kabul edilmiştir. Bu süre içinde yeni bir boşanma sebebi de ispatlanamadığından davanın reddi gerektiği belirtilmiştir. Karar, yalnızca kendi somut koşulları içinde değerlendirilmelidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 4 Temmuz 2024 tarihli, 2023/6926 Esas ve 2024/5356 Karar sayılı kararında da bazı eski ekonomik ve güven sarsıcı davranışlardan sonra evliliğin sürdürülmesi nedeniyle bu olayların affedildiği veya hoşgörüyle karşılandığı kabul edilmiştir. Buna karşılık diğer ispatlanmış davranışlar üzerinden kusur değerlendirmesi korunmuştur.
Bu nedenle boşanma dilekçesi hazırlanırken yalnızca geçmişte yaşanmış tüm olumsuzlukların sıralanması yeterli değildir. Hangi olayların affedilmediği, hangi olaylardan sonra evliliğin ne şekilde devam ettiği ve son ayrılığa hangi davranışların neden olduğu açıklanmalıdır.
Boşanma Davasında Deliller ve İspat
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasında kullanılabilecek başlıca deliller şunlardır:
- Olayları doğrudan gören veya duyan tanıklar,
- Taraflar arasındaki mesaj ve elektronik yazışmalar,
- Sosyal medya paylaşımları,
- Sağlık ve adli muayene raporları,
- Kolluk tutanakları ve şikâyet belgeleri,
- Ceza veya koruma tedbiri dosyaları,
- Banka ve kredi kayıtları,
- Otel, seyahat veya ödeme kayıtları,
- Fotoğraf ve görüntüler,
- Uzman ve sosyal inceleme raporları,
- Gerektiğinde bilirkişi incelemesi.
Delilin varlığı kadar nasıl elde edildiği de önemlidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189/2. maddesi uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilen deliller bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Eşin telefonuna gizlice casus program yüklemek, şifresini kırmak veya özel hesabına hukuka aykırı biçimde girmek yalnızca delilin reddedilmesine değil, ayrıca cezai ve hukuki sorumluluk doğmasına neden olabilir.
Tanık Anlatımları
Tanıkların olayları doğrudan görmüş veya duymuş olması gerekir. Davacının kendisine anlattıklarını tekrar eden tanığın beyanı, tek başına yeterli görülmeyebilir.
Bununla birlikte tanığın tarafların akrabası olması, beyanının kendiliğinden değersiz olduğu anlamına gelmez. Mahkeme anlatımın tutarlı, somut, görgüye dayalı ve diğer delillerle uyumlu olup olmadığını değerlendirir.
Mesajlar ve Sosyal Medya Kayıtları
Tarafların birbirlerine gönderdikleri mesajlar hakaret, tehdit, baskı veya güven sarsıcı davranışların ispatında kullanılabilir. Ancak yalnızca seçilmiş ekran görüntüleri yerine mesajların bütünlüğü, tarih bilgisi ve taraflarla bağlantısı önemlidir.
İçeriğin değiştirilmiş olduğu iddia edilirse bilirkişi incelemesi veya kaynağın doğrulanması gerekebilir.
Sağlık Raporu Bulunmaması
Fiziksel şiddet iddiasında sağlık raporu önemli bir delildir; ancak rapor bulunmaması şiddetin kesinlikle gerçekleşmediği anlamına gelmez. Tanık anlatımları, mesajlar, fotoğraflar, kolluk kayıtları ve olay sonrası davranışlar birlikte değerlendirilebilir.
Buna karşılık yalnızca soyut beyana dayanan ve başka hiçbir delille desteklenmeyen iddiaların ispatı güçleşebilir.
Dava Dilekçesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler
Boşanma davasında dava dilekçesi, yalnızca tarafların taleplerini bildiren şekli bir belge değildir. Davanın hukuki ve maddi sınırlarını belirleyen temel metindir.
Dilekçede;
- Boşanma sebebi açıkça gösterilmeli,
- Olaylar tarih sırasına uygun biçimde anlatılmalı,
- Her olay mümkün olduğunca yer, zaman ve kişi bilgileriyle somutlaştırılmalı,
- Hangi delilin hangi olayı ispatladığı belirtilmeli,
- Nafaka, tazminat, velayet ve kişisel ilişki talepleri açıkça yazılmalı,
- Geçici tedbir talepleri ayrıca açıklanmalı,
- Özel ve genel boşanma sebepleri doğru biçimde hukuki zemine oturtulmalıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28 Mayıs 2018 tarihli, 2016/18863 Esas ve 2018/6770 Karar sayılı kararında, yalnızca zina hukuki sebebine dayanılarak açılmış ve usulüne uygun şekilde ıslah edilmemiş bir davada mahkemenin kendiliğinden TMK m.166/1’e dayanarak boşanma kararı veremeyeceği belirtilmiştir. Hâkim tarafların talep sonuçları ve ileri sürdükleri vakıalarla bağlıdır.
Bu nedenle olayların zina, hayata kast, terk veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi hangi hukuki sebebe dayandırılacağı dava açılmadan önce değerlendirilmelidir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülür.
Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesine göre boşanma davası;
- Eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde veya
- Eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde
açılabilir.
Yetki konusu, özellikle eşlerin farklı şehirlerde yaşadığı durumlarda önem taşır. Yerleşim yeri ile geçici olarak bulunulan yer birbirinden farklıdır. Yanlış yerde dava açılması, yetki itirazı nedeniyle sürecin uzamasına yol açabilir.
Boşanma Davasının Yargılama Süreci
Dava ve Cevap Dilekçelerinin Sunulması
Davacı, boşanma sebebini, vakıaları, delilleri ve taleplerini dava dilekçesinde bildirir. Davalı eş ise cevap dilekçesiyle iddialara yanıt verebilir; kendi boşanma talebi varsa karşı dava açabilir.
Dilekçelerin süresinde ve usulüne uygun sunulmaması, vakıa ve delillerin değerlendirilmesini etkileyebilir.
Ön İnceleme
Mahkeme, dava şartlarını ve ilk itirazları inceler; tarafların hangi konularda anlaşıp hangi konularda uyuşmazlık yaşadığını belirler. Delillerin toplanmasına ilişkin işlemler planlanır.
Tahkikat ve Delillerin Toplanması
Tanıklar dinlenir, ilgili kurumlardan belgeler istenir, gerektiğinde sosyal inceleme veya bilirkişi raporu alınır. Tarafların ileri sürdüğü vakıalar ve kusurlar bu aşamada değerlendirilir.
Sözlü Yargılama ve Karar
Deliller tamamlandıktan sonra taraflara son açıklamalarını yapma imkânı tanınır. Mahkeme boşanma talebiyle birlikte velayet, çocukla kişisel ilişki, nafaka ve tazminat gibi talepler hakkında karar verir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı, kanuni şartları bulunuyorsa bölge adliye mahkemesinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf kararları da uyuşmazlığın niteliği ve kanundaki parasal sınırlar çerçevesinde temyiz incelemesine konu olabilir.
Dava Devam Ederken Alınabilecek Geçici Önlemler
Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesine göre boşanma davası açılınca hâkim, dava süresince gerekli geçici önlemleri kendiliğinden alır. Bu önlemler özellikle;
- Eşlerin barınması,
- Geçimlerinin sağlanması,
- Malların yönetimi,
- Çocukların bakımı ve korunması,
- Çocukla geçici kişisel ilişki,
- Tedbir nafakası,
konularında olabilir.
Tedbir nafakası bakımından boşanma davasının nihai kusur değerlendirmesi beklenmez. Amaç, yargılama devam ederken eşin ve çocukların korunmasını sağlamaktır.
Aile içi şiddet veya güvenlik riski bulunması hâlinde 6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma, iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme, konuta yaklaşmama ve benzeri koruyucu veya önleyici tedbirler de talep edilebilir.
Nafaka ve Tazminat Talepleri
Tedbir Nafakası
Dava süresince eşin ve çocukların geçiminin sağlanması amacıyla hükmedilebilir. Tedbir nafakası geçici niteliktedir ve dava devam ettiği sürece uygulanır.
Yoksulluk Nafakası
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak şartıyla diğer eşin mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep edebilir. Nafaka kendiliğinden verilmez; talep, ekonomik durum ve kusur şartları değerlendirilir.
İştirak Nafakası
Velayet kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katılmakla yükümlüdür. İştirak nafakası çocuk yararına hükmedilir.
Maddi Tazminat
Boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zarar gören kusursuz veya daha az kusurlu eş, kusurlu eşten uygun miktarda maddi tazminat talep edebilir.
Manevi Tazminat
Boşanmaya neden olan olaylar kişilik haklarına saldırı oluşturuyorsa kusursuz veya daha az kusurlu eş manevi tazminat talep edebilir. Her kusurlu davranış kişilik haklarına saldırı sayılmadığından, manevi tazminatın şartları ayrıca değerlendirilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25 Nisan 2018 tarihli, 2016/16861 Esas ve 2018/5575 Karar sayılı kararında, eşten habersiz kredi çekilmesi güven sarsıcı davranış kabul edilmiş; ancak kişilik haklarına saldırı niteliğinde başka bir davranış ispatlanamadığından manevi tazminat şartlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Velayet Kusurlu Eşe Verilebilir mi?
Velayet, boşanmadaki kusurun karşılığı veya eşlerden birini cezalandırma aracı değildir. Mahkeme velayet konusunda çocuğun üstün yararını esas alır.
Değerlendirmede;
- Çocuğun yaşı ve gelişim durumu,
- Eğitim ve sağlık ihtiyaçları,
- Ebeveynlerle ilişkisi,
- Mevcut yaşam düzeni,
- Ebeveynlerin bakım imkânları,
- Çocuğun güvenliği,
- İdrak çağındaki çocuğun görüşü,
dikkate alınabilir.
Bir eşin boşanmada kusurlu olması, davranışları ebeveynlik görevini veya çocuğun güvenliğini olumsuz etkilemiyorsa velayetin o eşe verilmesini tek başına engellemez. Mahkeme mümkün oldukça ana ve babayı dinleyerek çocukla ilgili düzenlemeyi yapar.
Mal Paylaşımı Boşanma Davasında Otomatik Olarak Yapılır mı?
Boşanma kararı verilmesi, eşlerin bütün mallarının aynı karar içinde paylaştırılacağı anlamına gelmez. Mal rejiminin tasfiyesi, kural olarak ayrı bir talep ve hesaplama gerektirir.
Boşanma davası ile mal paylaşımı davası aynı tarihlerde açılabilse de mal rejiminin tasfiyesi hakkındaki kararın verilebilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi beklenebilir. Katılma alacağı, değer artış payı, kişisel mal ve edinilmiş mal ayrımı ayrı hukuki inceleme gerektirir.
Aile konutu, ziynet eşyaları, ev eşyaları ve taşınmazların mülkiyeti de aynı hukuki kavramlar değildir. Her talebin dayanağı, ispat yöntemi ve görevli mahkemesi ayrıca değerlendirilmelidir.
Hak Kaybına Yol Açabilecek Hatalar
Olayları Genel ve Soyut Anlatmak
“Bana kötü davranıyordu” veya “evlilik çekilmez hâle geldi” şeklindeki ifadeler yeterli olmayabilir. Davranışların somutlaştırılması gerekir.
Delilleri Dilekçelerle İlişkilendirmemek
Çok sayıda belge sunulması tek başına ispat sağlamaz. Her delilin hangi olayı ispatladığı açıklanmalıdır.
Hukuka Aykırı Delil Toplamak
Telefon şifresi kırmak, gizli hesaplara girmek veya casus yazılım kullanmak ciddi hukuki ve cezai riskler doğurabilir.
Affedilmiş Olaylara Dayanmak
Olaydan sonra evlilik birliğinin ne şekilde sürdürüldüğü açıklanmadan yalnızca eski olaylara dayanılması, olayların affedildiği veya hoşgörüyle karşılandığı sonucuna yol açabilir.
Yanlış Boşanma Sebebini Seçmek
Zina, terk veya hayata kast gibi özel boşanma sebeplerinin şartları ile TMK m.166/1’in şartları farklıdır. Dava yalnızca özel bir sebebe dayandırılmışsa mahkeme her durumda kendiliğinden genel sebebe geçemez.
Nafaka ve Tazminat Taleplerini Açıkça Bildirmemek
Boşanmanın fer’î sonuçları bakımından taleplerin usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi önemlidir. Talep edilmeyen veya miktarı açıklanmayan hususlar bakımından hak kaybı yaşanabilir.
Karşı Dava Açılması Gereken Durumları Gözden Kaçırmak
Davalı eş de boşanmak istiyor ve kendi vakıalarına dayanıyorsa yalnızca davanın kabulünü istemek yerine karşı dava açması gerekebilir. Aksi hâlde kendi iddiaları üzerinden bağımsız boşanma hükmü kurulması mümkün olmayabilir.
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına İlişkin Yargıtay Kararları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.07.2020, E. 2017/2-2838, K. 2020/584
Kararda, tanık anlatımlarında geçen bazı olaylardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği ve davalı eşe yüklenebilecek güncel bir kusurlu davranışın ispatlanamadığı değerlendirilmiştir. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının ve davalının kusurunun somut delillerle ortaya konulması gerektiği vurgulanmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 28.06.2016, E. 2016/13531, K. 2016/12519
Fiilî ayrılığın tek başına boşanma sebebi olmadığına karar verilmiştir. Davacıdan duyulan veya görgüye dayanmayan tanık anlatımlarının hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 25.04.2018, E. 2016/16861, K. 2018/5575
Eşten habersiz kredi çekilmesi güven sarsıcı davranış sayılmıştır. Duyuma dayalı hakaret anlatımları değerlendirme dışı bırakılmış; evliliğin devam etmesi nedeniyle affedilen veya hoşgörülen olayların kusur olarak yüklenemeyeceği kabul edilmiştir. Kişilik haklarına saldırı ispatlanamadığından manevi tazminat şartlarının oluşmadığı belirtilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 28.05.2018, E. 2016/18863, K. 2018/6770
Yalnızca zina sebebine dayalı olarak açılan ve usulüne uygun biçimde ıslah edilmeyen davada, mahkemenin kendiliğinden evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma kararı veremeyeceği kabul edilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 11.04.2022, E. 2022/2524, K. 2022/3462
Somut olayda fiziksel şiddetten sonra tarafların üç ay süreyle evlilik birliğini sürdürmeleri ve sonraki davranışları, olayın affedildiği veya hoşgörüyle karşılandığı şeklinde değerlendirilmiştir. Bu süreçte yeni bir boşanma sebebi ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.07.2024, E. 2023/6926, K. 2024/5356
Bazı eski ekonomik ve güven sarsıcı davranışlardan sonra birlikte yaşamın devam ettirilmesi nedeniyle bu olayların affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış sayılması gerektiği kabul edilmiştir. Bununla birlikte diğer ispatlanmış davranışlar üzerinden tarafların kusur durumunun belirlenebileceği belirtilmiştir.
Yargıtay kararlarında yer alan değerlendirmeler, her dosyaya doğrudan ve değişmeden uygulanabilecek kurallar olarak görülmemelidir. Kararın verildiği olayın özellikleri, tarafların davranışları, ileri sürülen vakıalar ve deliller farklı olduğunda hukuki sonuç da değişebilir.
Dava Stratejisinin Somut Olay Üzerinden Kurulması
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasında sağlıklı bir hukuki değerlendirme; yaşanan her olumsuzluğun dilekçeye aktarılmasından değil, hukuken önem taşıyan olayların doğru seçilmesinden başlar.
Olayların kronolojik biçimde incelenmesi, son ayrılığa neden olan davranışların belirlenmesi, affedilmiş olaylarla güncel olayların birbirinden ayrılması ve delillerin hukuka uygun şekilde korunması gerekir. Nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki ve mal rejimi taleplerinin birbirinden farklı şartlara tabi olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
Boşanma davalarında bir olayın kusur sayılması kadar, olayın ispat biçimi ve usulüne uygun zamanda ileri sürülmesi de önemlidir. Eksik vakıa anlatımı, süresinde bildirilmeyen deliller, yanlış hukuki sebep veya hukuka aykırı kayıtlar telafisi güç hak kayıplarına neden olabilir.
Her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerekir. Tarafların evlilik süresi, çocukların durumu, ekonomik koşulları, olayların ağırlığı ve delillerin niteliği değiştikçe hukuki sonuç da farklılaşabilir. Bu nedenle hak kaybı yaşamamak, talepleri doğru hukuki zeminde ileri sürmek ve yargılama sürecini usul kurallarına uygun yürütmek bakımından profesyonel hukuki destek alınması önem taşır.



