tr

12. Yargı Paketi Kapsamında “Jet Boşanma” Tartışması: Boşanmada Arabuluculuk, Mevcut Hukuk ve Olası Yeni Model

12. Yargı Paketi Kapsamında “Jet Boşanma” Tartışması: Boşanmada Arabuluculuk, Mevcut Hukuk ve Olası Yeni Model

Boşanma hukukunda uzun süren yargılamalar, yalnızca dava dosyasının teknik bir sorunu değildir. Sürecin uzaması; tarafların ekonomik planlamasını, çocuklarla ilgili düzeni, yeni bir hayat kurma imkanını ve çoğu zaman psikolojik dengeyi doğrudan etkiler. Bu nedenle son dönemde, kamuoyunda “jet boşanma” olarak anılan ve boşanma iradesinin daha kısa sürede hukuki sonuca bağlanmasını hedefleyen yeni bir model tartışılmaktadır. Ancak bugün itibarıyla Türk hukukunda yürürlükte olan sistemin temelini hâlâ Türk Medenî Kanunu ve mevcut arabuluculuk mevzuatı oluşturmaktadır; tartışılan model ise henüz kesinleşmiş, tek parça ve uygulamaya geçmiş bir “yeni boşanma rejimi” olarak değerlendirilemez.

Kısa cevap şudur: Türk hukukunda hâlen en hızlı boşanma yolu anlaşmalı boşanmadır. Türk Medenî Kanunu’nun 166. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca evlilik en az bir yıl sürmüşse, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin açtığı davayı diğer eşin kabul etmesi hâlinde, hâkim tarafları bizzat dinleyip iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirirse ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulursa boşanma kararı verebilir. Yani mevcut sistemde dahi “hızlı boşanma” imkanı vardır; fakat bu yol dahi hâkim denetimi ve kamu düzeni boyutu nedeniyle tamamen otomatik bir prosedür değildir.

Jet boşanma nedir?

“Jet boşanma”, mevzuatta yer alan teknik bir kavram değildir. Bu ifade, esasen iki düşüncenin kamuoyundaki kısa adıdır: birincisi, tarafların boşanma iradesinin gereksiz biçimde yıllarca tartışma konusu yapılmaması; ikincisi ise nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki, mal rejimi gibi fer’î ve bağlantılı uyuşmazlıkların boşanmanın kendisini sürüncemede bırakmayacak şekilde yapılandırılmasıdır. Resmî açıklamalarda da özellikle boşanma davasının kendisi ile maddi sonuçlarının birbirinden ayrılmasının ve bazı aile hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuğun devreye girmesinin tartışıldığı görülmektedir.

Buradaki amaç, evlilik birliğinin fiilen sona erdiği dosyalarda, tarafların sırf yargılamanın yapısal yükü nedeniyle yıllarca evli görünmeye devam etmesini önlemektir. Nitekim resmî açıklamalarda, boşanma davası ile maddi tazminat, nafaka ve mal rejimi taleplerinin aynı potada yürümesinin davaları uzattığı; bu yüzden boşanmanın bir an önce sonuçlandırılıp diğer başlıkların ayrıca ele alınmasının değerlendirildiği ifade edilmiştir.

Mevcut hukukta en hızlı boşanma yolu zaten vardır: Anlaşmalı boşanma

Kamuoyundaki tartışma çoğu zaman sanki Türk hukukunda bugüne kadar hızlı boşanma imkanı yokmuş gibi sunulmaktadır. Oysa mevcut sistemde anlaşmalı boşanma, doğru hazırlanmış bir protokol ve uygun usul yönetimiyle en kısa sürede sonuç alınabilen boşanma yoludur. Ancak burada kritik husus şudur: hâkim, yalnızca tarafların “boşanmak istiyoruz” demesiyle yetinmez; tarafları bizzat dinler, iradenin serbestçe açıklanıp açıklanmadığını değerlendirir ve özellikle çocukların durumu ile mali sonuçlara ilişkin düzenlemeyi denetler.

Bu çerçevede, anlaşmalı boşanma dahi mutlak anlamda özel iradeye bırakılmış salt sözleşmesel bir ilişki değildir. Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulandığı üzere, boşanma davasında hâkimin delilleri serbestçe takdir etme yetkisi, tarafların ikrarlarının kural olarak hâkimi bağlamaması ve boşanmanın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmaların hâkim onayı olmadan geçerli olmaması, aile hukukunun kamu düzeniyle bağlantısını açık biçimde göstermektedir.

Bu nedenle, “arabulucu boşar”, “tek imzayla evlilik biter” veya “mahkemeye gitmeye gerek kalmaz” şeklindeki söylemler hukuken isabetli değildir. Türk hukukunda boşanma kararını veren makam hâkimdir; arabuluculuk tartışması ise en fazla uyuşmazlığın yönetiliş biçimine ve anlaşma zeminine ilişkindir.

Neden yeni bir modele ihtiyaç duyulduğu tartışılıyor?

Boşanma dosyalarının uzaması, aile hukukunda en çok şikâyet edilen sorunlardan biridir. Adalet Bakanlığı’nın 2025 adalet istatistiklerinde boşanma davalarının ortalama görülme süresinin 2020’de 198 gün iken 2025’te 160 güne düştüğü belirtilmiştir. Bu veri, sistemin hızlandığını göstermektedir; ancak ortalama sürenin düşmüş olması, her dosyanın kısa sürdüğü anlamına gelmez. Özellikle çekişmeli boşanma, velayet ihtilafı, sosyal inceleme, tanık delili, mal rejimi ve istinaf süreçleri bulunan dosyalarda fiilî süre çok daha uzun olabilir.

Resmî açıklamalarda da, uzun süren boşanma davalarının tarafların yeni bir hayat kurmasını geciktirdiği, ağır ithamlarla başlayan dava dilekçelerinin tarafları daha da kutuplaştırdığı ve çocukların örselenmesine yol açabildiği vurgulanmıştır. Bu nedenle, daha erken aşamada uzlaşma zemini kurulması ve boşanmanın kendisi ile fer’î taleplerin aynı yargılama yükü altında ezilmemesi düşüncesi ön plana çıkmaktadır.

Ayrıca arabuluculuk kurumunun genel performansı da yasa koyucunun bu alana neden önem verdiğini açıklamaktadır. 8 Ocak 2026 tarihli resmî açıklamaya göre, 2013’ten itibaren ihtiyari ve zorunlu arabuluculukta 8 milyon 925 bin başvuru yapılmış, 5 milyon 307 bini anlaşmayla sonuçlanmıştır. 2025 istatistiklerinde de arabuluculuk yöntemiyle uyuşmazlıkların yüzde 54’ünde anlaşma sağlandığı belirtilmiştir. Bu veriler, aile hukukuna ilişkin yeni bir model tartışılırken arabuluculuk seçeneğinin neden ciddi biçimde masada olduğunu göstermektedir.

Tartışılan modelin hukuki omurgası nedir?

Kamuoyuna yansıyan açıklamalar birlikte okunduğunda, tartışılan modelin dört ana eksende şekillendiği söylenebilir. Birinci eksen, boşanmanın mümkün olduğu dosyalarda evlilik birliğinin sona ermesine ilişkin kararın, nafaka, tazminat, mal rejimi ve bazı diğer talepler yüzünden gereksiz yere gecikmemesidir. İkinci eksen, şiddet içermeyen aile hukuku anlaşmazlıklarında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvuru imkanının oluşturulmasıdır. Üçüncü eksen, aile arabuluculuğunun uzmanlaşmış kişiler eliyle yürütülmesidir. Dördüncü eksen ise, arabuluculuk sonucu ortaya çıkacak mutabakatın yine mahkeme denetiminden geçmesidir.

Bu yaklaşımın özü, boşanmayı “tamamen mahkeme dışına çıkarma” değil; uyuşmazlığın yönetimini daha rasyonel hale getirme düşüncesidir. Özellikle resmî açıklamalarda, boşanma konusunda anlaşma sağlanırsa bunun mahkeme onayıyla kısa sürede sonuçlanabileceği, anlaşma olmazsa mahkeme yoluna gidileceği belirtilmiştir. Bu ifade, arabuluculuğun yargının yerine değil, yargılamanın öncesine veya yanında konumlandırılmak istendiğini göstermektedir.

Her aile uyuşmazlığı arabuluculuğa elverişli değildir

Burada en önemli hukuki sınır, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’dur. Kanuna göre arabuluculuk, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulanır; ayrıca aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir. Bu hüküm, aile arabuluculuğuna ilişkin olası her yeni düzenlemenin de mutlak değil, sınırlı ve güvenlik odaklı bir çerçevede kurulması gerektiğini gösterir.

Aile hukukunda kamu düzeni, çocuk yararı ve zayıf tarafın korunması ilkeleri son derece belirleyicidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararında da boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemenin hâkim tarafından uygun bulunması gerektiği; boşanma davalarında hâkimin özel bir denetim yetkisine sahip olduğu açıkça görülmektedir. Bu sebeple, olası yeni model yürürlüğe girse dahi özellikle velayet, kişisel ilişki, iştirak nafakası, çocuk teslimine ilişkin düzenlemeler ve şiddet iddiası bulunan dosyalar bakımından yargısal denetimin merkezî önemi ortadan kalkmayacaktır.

12. Yargı Paketi bakımından dikkat edilmesi gereken nokta

Kamuoyunda çoğu zaman “12. Yargı Paketi ile jet boşanma geliyor” şeklinde kesin ifadeler kullanılmaktadır. Oysa resmî açıklamalar yeknesak ve nihai bir yürürlük bilgisinden ziyade, hazırlık ve değerlendirme sürecini göstermektedir. Haziran 2025’te aile arabuluculuğuna ilişkin düzenlemelerin kısa süre içinde Meclis’e sunulacağı ve şiddet içermeyen aile hukuku anlaşmazlıklarında dava öncesi arabuluculuğun düşünüldüğü açıklanmış; Ağustos 2025’te boşanma ve fer’î sonuçların ayrıştırılması ile boşanma konusunda arabuluculukta anlaşma sağlanması ihtimali dile getirilmiş; buna karşılık 8 Ocak 2026 tarihli resmî açıklamada aile arabuluculuğunun planlandığı, fakat bunun 12. Yargı Paketi’nde yer almayacağı da ayrıca belirtilmiştir. Dolayısıyla bu başlıkta kesinleşmiş bir kanun dili yerine, “tartışılan/planlanan reform yaklaşımı” dili tercih edilmelidir.

Bu hukuki ihtiyat önemlidir. Çünkü aile hukuku alanında, özellikle boşanma, velayet ve nafaka gibi konularda eksik veya aşırı iddialı bilgilendirme hem kullanıcıyı yanlış yönlendirebilir hem de hukuki beklentiyi hatalı kurabilir. Avukatlık sitesi içeriğinde güven veren üslup, tam da bu noktada başlar: henüz yürürlüğe girmemiş bir modeli yürürlükteymiş gibi sunmamak.

Olası yeni model yürürlüğe girerse ne değişebilir?

Yürürlüğe girecek düzenlemenin nihai metni görülmeden kesin hüküm kurmak mümkün değildir. Bununla birlikte, kamuoyuna yansıyan resmi yaklaşım esas alınırsa şu üç pratik sonuç beklenebilir: tarafların boşanma iradesi daha erken aşamada test edilebilir; şiddet içermeyen dosyalarda dava açılmadan önce daha kontrollü bir uzlaşma zemini kurulabilir; boşanmanın kendisi ile mali ve çocuklara ilişkin fer’î taleplerin aynı ölçüde geciktirici etki yaratmasının önüne geçilmesi amaçlanabilir.

Ancak bunun karşı yüzü de vardır. Güç dengesizliği bulunan, ekonomik bilgi saklanan, psikolojik baskı içeren, çocuk üzerinden manipülasyon yürütülen veya şiddet geçmişi olan dosyalarda sırf “hız” saikiyle kurulan bir süreç, adil bir sonuca değil, hak kaybına yol açabilir. Aile hukukunda hız önemlidir; fakat adil denge, çocuk yararı ve zayıf tarafın korunması daha üst düzey hukuki değerlerdir. Bu nedenle olası bir reformun başarısı, yalnızca süre kısaltmasına değil, usul güvencelerini korumasına bağlı olacaktır.

Hangi dosyalarda hızlı çözüm ihtimali daha yüksektir?

Tarafların boşanma iradesi nettir, evlilik fiilen sona ermiştir, çocukların düzeni üzerinde ana çerçevede uzlaşma vardır, gelir ve malvarlığı bilgileri büyük ölçüde şeffaftır ve taraflar birbirleriyle tamamen kopmuş bir çatışma diline girmemiştir. Böyle dosyalarda anlaşmalı boşanma bugün de etkili bir çözümdür; ileride aile arabuluculuğu benzeri bir model genişlerse, bu tür dosyalar o sistemden daha fazla yararlanabilir.

Buna karşılık velayet çekişmesi yoğun olan, bir eşin ekonomik verileri gizlediği, mal kaçırma şüphesi bulunduğu, şiddet iddiası veya ciddi güç dengesizliği bulunduğu dosyalarda süreç çoğu zaman yargısal korumayı daha fazla gerektirir. Bu tür uyuşmazlıklarda “hızlı bitirme” hedefi, çoğu zaman doğru hukuki strateji değildir. Esas olan, hakkın korunmasıdır.

Sık Sorulan Sorular

Jet boşanma şu anda yürürlükte midir?

Hayır. Bugün itibarıyla Türk hukukunda mevzuatta yer alan bağımsız bir “jet boşanma” kurumu bulunmamaktadır. Mevcut hızlı yol, TMK m.166/3 kapsamındaki anlaşmalı boşanmadır; aile arabuluculuğu ve benzeri modeller ise resmî açıklamalarda tartışılan reform başlıkları arasında yer almaktadır.

Arabulucu eşleri boşayabilir mi?

Hayır. Boşanma kararı verme yetkisi mahkemeye aittir. Arabuluculuk, en fazla belirli uyuşmazlık başlıklarında anlaşma zemini oluşturabilir; boşanmanın hukuki sonuç doğurması için hâkim kararı gerekir.

Boşanma davasında arabuluculuk zorunlu olacak mı?

Bu konuda kesinleşmiş ve yürürlüğe girmiş bir kanun metni olmadan net cevap vermek mümkün değildir. Resmî açıklamalarda şiddet içermeyen aile hukuku anlaşmazlıklarında dava öncesi arabulucuya başvurma imkanı getirilmesinden söz edilmiştir; ancak bunun kapsamı, zorunluluk derecesi ve hangi uyuşmazlıkları kapsayacağı, nihai mevzuat görülmeden kesinleştirilemez.

Şiddet varsa aile arabuluculuğu gündeme gelebilir mi?

Mevcut arabuluculuk mevzuatına göre aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir. Bu, aile hukukunda en kritik koruma sınırlarından biridir.

Anlaşmalı boşanmada bir yıllık evlilik süresi kalktı mı?

Hayır. Yürürlükteki mevcut hukukta anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şartı devam etmektedir. Bu şartın kaldırılmasına yönelik düşünceler kamuoyuna yansımış olsa da, mevcut kanuni durum değişmiş değildir.

Nafaka, tazminat ve velayet boşanmadan ayrı görülebilir mi?

Bu konuda kamuoyuna yansıyan resmi açıklamalarda, boşanmanın kendisi ile fer’î taleplerin ayrıştırılması yönünde bir değerlendirme yapıldığı görülmektedir. Ancak bunun hangi ölçüde ve hangi usulle uygulanacağı, açık kanuni düzenleme olmadan kesin biçimde söylenemez. Mevcut sistemde ise hâkim, boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi denetlemek zorundadır.

Hızlı boşanmak isteyen kişi için bugün en güvenli yol nedir?

Dosya şartları uygunsa, eksiksiz hazırlanmış bir anlaşmalı boşanma protokolü ve usule uygun başvuru, bugün de en hızlı ve en öngörülebilir yoldur. Ancak protokolün nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki, mal rejimi ve icra edilebilirlik boyutu dikkatle kurulmalıdır. Çünkü hızlı alınan ama eksik kurgulanan kararlar, sonradan daha ağır uyuşmazlıklar doğurabilir.

Hukuki Değerlendirme ve Uygulama Notu

Boşanma hukukunda asıl ihtiyaç, yalnızca hız değildir; öngörülebilir, ölçülü ve denetlenebilir bir çözümdür. Kamuoyunda “jet boşanma” diye anılan yaklaşım, doğru tasarlanırsa uzun süren ve yıpratıcı yargılamaların etkisini azaltabilir. Ne var ki aile hukukunun çocuk yararı, kamu düzeni, zayıf tarafın korunması ve şiddet riskinin bertaraf edilmesi gibi vazgeçilmez ilkeleri göz ardı edilerek kurulacak her hızlı model, çözüm üretmek yerine yeni mağduriyetler doğurabilir. Bu sebeple boşanma sürecinde belirleyici olan yalnızca “ne kadar hızlı” sorusu değil, “hangi hukuki güvenceyle” sorusudur.

Somut olayın özelliklerine göre, anlaşmalı boşanma protokolünün hazırlanması, çekişmeli dosyada boşanma sebebinin doğru kurulması, nafaka ve tazminat taleplerinin dayanaklandırılması, velayet ve kişisel ilişki düzeninin çocuğun üstün yararına göre şekillendirilmesi ve mal rejimi taleplerinin zamanında planlanması ayrı ayrı önem taşır. Özellikle kamuoyunda tartışılan yeni düzenlemeler sebebiyle beklenti oluşmuş dosyalarda, mevcut hukuk ile taslak niteliğindeki tartışmaların birbirine karıştırılmaması gerekir. Hukuki strateji, yürürlükteki mevzuata göre kurulmalı; reform beklentileri ise temkinli biçimde izlenmelidir.

Av. Erdem Varol
Bu web sitesinde yer alan içerikler genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her hukuki konu, somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriklerin izinsiz şekilde kopyalanması, çoğaltılması ve başka mecralarda kullanılması uygun değildir.
Whatsapp
Av. Erdem VAROL
Av. Erdem VAROL
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabilirim?
1