tr

CMK Madde 148: İfade Alma ve Sorguda Yasak Usuller

CMK Madde 148: İfade Alma ve Sorguda Yasak Usuller

CMK Madde 148, şüpheli veya sanığın ifadesinin özgür iradeye dayanmasını güvence altına alan; işkence, kötü davranma, tehdit, aldatma, yorma ve kanuna aykırı menfaat vaadi gibi yöntemleri yasaklayan temel ceza muhakemesi hükmüdür. Yasak yöntemlerle alınan beyanlar, kişi sonradan bu beyana rıza gösterse dahi delil olarak değerlendirilemez. Madde ayrıca müdafi olmadan kollukta alınan ifadelerin hangi şartlarla hükme esas alınabileceğini ve aynı olay hakkında yeniden ifade alma yetkisinin kime ait olduğunu düzenler.

CMK 148 yalnızca ifade tutanağının biçimsel olarak usule uygun düzenlenmesini değil, beyanın gerçekten serbest iradeyle verilip verilmediğini esas alır. Bu nedenle ifade tutanağında “baskı uygulanmadı” ibaresinin bulunması tek başına yeterli değildir. İfade alma süresinin uzunluğu, kişinin sağlık durumu, müdafi yardımına erişimi, sorgulama ortamı, kullanılan sözler ve işlem öncesindeki davranışlar birlikte değerlendirilmelidir.

CMK 148 Neyi Düzenler?

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesi, “İfade alma ve sorguda yasak usuller” başlığını taşır. Maddenin temel amacı, ceza soruşturmasının şüpheli veya sanığın iradesini kırmaya değil, hukuka uygun yöntemlerle delil toplamaya dayanmasını sağlamaktır.

CMK 148’e göre:

  1. Şüpheli veya sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır.
  2. Özgür iradeyi engelleyebilecek bedensel veya ruhsal müdahaleler uygulanamaz.
  3. Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.
  4. Yasak yöntemlerle alınan ifade, rıza gösterilmiş olsa dahi delil olarak kullanılamaz.
  5. Müdafi bulunmadan kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
  6. Aynı olayla ilgili yeniden ifade alma işlemi yalnızca Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir.

Bu düzenlemeler birbirinden bağımsız görünse de aynı hukuki güvenceye hizmet eder: Şüpheli veya sanığın soruşturma makamları karşısında korunması ve maddi gerçeğin hukuka uygun yöntemlerle araştırılması.

CMK 148’in Anayasal ve Uluslararası Hukuktaki Dayanağı

CMK 148’in dayanağı yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu değildir. Düzenleme; insan onuru, işkence yasağı, adil yargılanma hakkı, susma hakkı ve kişinin kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamaması ilkeleriyle doğrudan bağlantılıdır.

Anayasa’nın 38. maddesine göre hiç kimse kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya ya da bu yönde delil göstermeye zorlanamaz. Aynı maddede, kanuna aykırı şekilde elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği de açıkça düzenlenmiştir. Anayasa’nın 17. maddesindeki işkence ve kötü muamele yasağı ile 36. maddesindeki adil yargılanma hakkı da CMK 148’in anayasal çerçevesini oluşturur.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bakımından ise işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı Sözleşme’nin 3. maddesinde, adil yargılanma hakkı 6. maddesinde güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, avukat yardımına erişimin kural olarak kişiye yöneltilen suç isnadının başladığı andan itibaren sağlanması gerektiğini kabul etmektedir.

AİHM’in Salduz/Türkiye kararında da soruşturmanın ilk aşamasında avukat yardımından yararlanmanın, savunma hakkının pratik ve etkili olabilmesi bakımından taşıdığı önem vurgulanmıştır.

İfade Alma ile Sorgu Arasındaki Fark Nedir?

Ceza muhakemesinde “ifade alma” ve “sorgu” aynı işlem değildir.

İfade alma, şüphelinin soruşturma konusu suç hakkında kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmesidir. Sorgu ise şüpheli veya sanığın hâkim ya da mahkeme tarafından dinlenmesini ifade eder. Bu ayrım, özellikle müdafisiz kolluk ifadesinin delil değeri bakımından önem taşır.

Soruşturma evresinde kişi “şüpheli”, iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar ise “sanık” sıfatını taşır. Ancak kişinin tutanakta “bilgi sahibi” veya “tanık” olarak gösterilmesi tek başına belirleyici değildir. Sorular fiilen kişiyi suçlayıcı cevaplar vermeye yöneltiyor ve suç şüphesi belirli bir kişi üzerinde yoğunlaşıyorsa, şüpheli haklarının dolanılması sonucunu doğurabilecek işlemler ortaya çıkabilir.

Bu nedenle işlemin başlığına değil, soruların niteliğine, kişinin dosyadaki konumuna ve beyanın hangi amaçla alındığına bakılması gerekir.

Beyanın Özgür İradeye Dayanması Ne Anlama Gelir?

CMK 148’in birinci fıkrasında esas olan, şüpheli veya sanığın konuşup konuşmama ve ne söyleyeceğine karar verme iradesinin korunmasıdır. Kişinin sözlü olarak “ifade vermeyi kabul ediyorum” demesi, tek başına özgür iradenin varlığını göstermez.

Beyanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı değerlendirilirken şu hususlar önem taşıyabilir:

  • İfade alma işleminin ne kadar sürdüğü,
  • Kişiye dinlenme, uyuma, yeme ve içme imkânı verilip verilmediği,
  • Sağlık sorunu veya ilaç kullanımı bulunup bulunmadığı,
  • Kişinin yaşı, eğitim durumu ve psikolojik durumu,
  • Müdafi ile görüşme imkânı sağlanıp sağlanmadığı,
  • Tehdit, hakaret, aşağılama veya baskı içeren sözler kullanılıp kullanılmadığı,
  • Yakınları üzerinden baskı kurulup kurulmadığı,
  • İfade öncesi veya sonrasında fiziksel müdahale olup olmadığı,
  • Tutanağın kişiye okunup okunmadığı ve beyanı doğru şekilde yansıtıp yansıtmadığı.

Her uzun ifade alma işlemi kendiliğinden hukuka aykırı değildir. Bununla birlikte işlemin süresi, kişinin dinlenme ihtiyacı ve sorgulamanın yoğunluğu birlikte değerlendirildiğinde iradeyi kıracak bir yorgunluk meydana gelmişse CMK 148 kapsamında yasak yöntem tartışması gündeme gelebilir.

CMK 148 Kapsamındaki Yasak Sorgu Yöntemleri

Maddede kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir, tehdit ve bazı araçların kullanılması açıkça sayılmıştır. Hükümde “gibi” ifadesine yer verilmesi nedeniyle bu sayım sınırlı değildir. Özgür iradeyi ortadan kaldıran veya önemli ölçüde zedeleyen başka yöntemler de yasak kapsamında değerlendirilebilir.

Kötü davranma ve işkence

Kişiye fiziksel acı verilmesi, darp edilmesi, ağır biçimde aşağılanması veya insan onuruyla bağdaşmayan koşullarda tutulması yalnızca ifade işlemini hukuka aykırı hâle getirmekle kalmayabilir; eylemin niteliğine göre ayrıca ceza ve disiplin sorumluluğunu da gündeme getirebilir.

Kötü muamele iddiası ileri sürüldüğünde mahkeme, bu iddiayı görmezden gelerek kolluk ifadesini doğrudan hükme dayanak yapmamalıdır. Anayasa Mahkemesi, kötü muamele sonucu alındığı ileri sürülen bir kolluk ifadesinin güvenilirliği ve kullanılabilirliği hakkında derece mahkemesince etkili bir değerlendirme yapılmamasını adil yargılanma hakkı bakımından sorunlu bulmuştur.

İlaç verme ve iradeyi etkileyen araçlar

Şüpheli veya sanığın algılama, düşünme ya da karar verme yeteneğini etkileyen ilaç, kimyasal madde veya teknik araçlar kullanılarak ifade alınamaz. Tıbbi bir zorunluluk nedeniyle uygulanan tedavi ile ifade alma amacıyla iradeyi etkileyen müdahaleler birbirinden ayrılmalıdır.

Tedavi altındaki bir kişinin ifadesinin alınması gerekiyorsa kişinin bilincinin açık olup olmadığı, kullanılan ilaçların algılama yeteneğine etkisi ve sağlık durumunun ifade vermeye elverişli bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Yorma

Uyku, dinlenme, yemek ve temel ihtiyaçların karşılanmaması; aşırı uzun süre kesintisiz soru sorulması veya kişinin fiziksel dayanıklılığını kırmaya yönelik yöntemler “yorma” yasağı kapsamında değerlendirilebilir.

Burada yalnızca saat hesabı yapılmaz. Üç saatlik yoğun ve kesintisiz bir sorgulama, kişinin sağlık durumuna göre daha uzun fakat düzenli aralar verilen bir işlemden daha ağır sonuç doğurabilir. Değerlendirme somut koşullar üzerinden yapılır.

Aldatma

Şüpheli veya sanığın karar verme iradesini bozacak şekilde yanıltılması CMK 148 kapsamında yasaktır. Ancak soruşturma makamının elindeki bütün delilleri ayrıntılarıyla açıklamaması ile kişiyi gerçeğe aykırı bilgilerle iradesi kırılacak biçimde yönlendirmesi aynı değildir.

Bir yöntemin hukuka aykırı aldatma oluşturup oluşturmadığı; söylenen sözün içeriğine, gerçeğe aykırılığın derecesine, kişinin kararına etkisine ve beyan elde etmek amacıyla kullanılıp kullanılmadığına göre belirlenir.

Cebir ve tehdit

Fiziksel güç kullanılması, fiziksel müdahale tehdidinde bulunulması, tutuklama veya serbest bırakma kararının baskı aracı hâline getirilmesi ya da kişinin yakınları hakkında hukuka aykırı işlem yapılacağının söylenmesi özgür iradeyi etkileyebilir.

“İtiraf etmezsen aileni de gözaltına alırız”, “bu tutanağı imzalamazsan başına daha büyük işler gelir” veya “söylediklerimizi kabul etmezsen seni burada tutarız” biçimindeki beyanlar, somut koşullara göre tehdit ve baskı iddiasına dayanak oluşturabilir.

Kanuna Aykırı Yarar Vaadi Nedir?

CMK 148/2’ye göre şüpheli veya sanığa kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. Bu yasak, kişiyi belirli bir yönde ifade vermeye ikna etmek amacıyla yetkisiz veya gerçekleşmesi hukuken mümkün olmayan bir avantajın sunulmasını engeller.

Örneğin kişinin suçlamayı kabul etmesi hâlinde kesin olarak serbest bırakılacağının, ceza almayacağının veya yakınları hakkında işlem yapılmayacağının söylenmesi, bu sonucu vaat eden makamın yetkisi ve sözün içeriğine göre hukuka aykırı yarar vaadi oluşturabilir.

Buna karşılık kanunda düzenlenen etkin pişmanlık, uzlaştırma, seri muhakeme veya diğer muhakeme kurumlarının şartları hakkında doğru ve tarafsız bilgi verilmesi tek başına yasak yarar vaadi değildir. Ancak muhtemel bir hukuki sonucun kesinleşmiş gibi sunulması, kişinin yanıltılması veya beyan karşılığında garanti verilmesi hukuki sorun doğurabilir.

Yasak Yöntemle Alınan İfade Delil Olarak Kullanılabilir mi?

CMK 148/3 bu konuda açık bir delil yasağı öngörmektedir: Yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler, rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla kişinin tutanağı imzalaması, baskı altında verdiği beyanı kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.

Bu yasak, CMK’nın diğer delil hükümleriyle birlikte uygulanır. CMK 206’ya göre kanuna aykırı elde edilen delilin ortaya konulması istemi reddedilir. CMK 217 ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispatlanabileceğini düzenler. Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen bir delile dayanması, CMK 289 kapsamında hukuka kesin aykırılık hâllerinden biridir.

Bu noktada iki durum birbirinden ayrılmalıdır:

  • Yasak yöntemle alınan ilk ifadenin delil olarak kullanılması,
  • Daha sonraki aşamada, önceki baskının etkisinden bağımsız ve özgür iradeyle verilen yeni bir beyanın değerlendirilmesi.

Anayasa Mahkemesi, işkence veya kötü muameleyle elde edilen delillerin kullanılmasının yargılamanın adilliği bakımından ciddi sorun doğurduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte daha sonra verilen beyanın gerçekten bağımsız olup olmadığı, önceki baskının etkisinin sona erip ermediği ve yeni beyanın başka hukuka uygun delillerle desteklenip desteklenmediği somut olayın şartlarına göre incelenir.

Dolayısıyla yasak yöntemle alınan ilk ifade sonradan hukuka uygun hâle gelmez. Ancak sonraki beyanın ayrı ve özgür bir irade ürünü olup olmadığı ayrıca değerlendirilebilir.

Müdafisiz Kolluk İfadesi Hükme Esas Alınabilir mi?

CMK 148/4’e göre müdafi hazır bulunmadan kolluk tarafından alınan ifade, şüpheli veya sanık tarafından hâkim ya da mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.

Bu düzenleme hakkında uygulamada en sık yapılan hata, müdafisiz kolluk ifadesinin “her durumda yok hükmünde” veya “tamamen geçersiz” olduğunun söylenmesidir. Kanun, müdafisiz kolluk ifadesi bakımından özel bir kullanılabilirlik şartı getirmektedir. Beyan hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmazsa hükme dayanak yapılamaz.

Burada dikkat edilmesi gereken başlıca noktalar şunlardır:

Doğrulama hâkim veya mahkeme huzurunda yapılmalıdır

Maddenin lafzı, doğrulamanın hâkim veya mahkeme huzurunda gerçekleşmesini aramaktadır. Cumhuriyet savcılığı aşamasında benzer bir beyanda bulunulması, CMK 148/4’te açıkça belirtilen hâkim veya mahkeme huzurundaki doğrulama şartıyla aynı değildir.

Doğrulama açık ve özgür iradeye dayanmalıdır

Sanığın yalnızca “önceki ifadelerimi tekrar ederim” şeklindeki genel bir beyanının hangi tutanağa ve hangi içeriğe yönelik olduğu tereddüt yaratabilir. Doğrulamanın bilinçli, açık ve baskıdan uzak şekilde yapılıp yapılmadığı değerlendirilmelidir.

Tutanakta bulunması kullanılabileceği anlamına gelmez

Müdafisiz kolluk ifadesinin soruşturma dosyasında yer alması, bu beyanın hüküm gerekçesinde kullanılabileceği anlamına gelmez. Mahkeme, beyanın CMK 148/4 şartlarını taşıyıp taşımadığını ayrıca incelemelidir.

Çelişki bulunduğu gerekçesiyle her kolluk ifadesi okunamaz

CMK 213’e göre sanığın önceki ve sonraki açıklamaları arasında çelişki bulunması hâlinde; hâkim veya mahkeme huzurundaki açıklamalar, Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadeler ve müdafi hazırken alınan kolluk ifadeleri duruşmada okunabilir. Müdafisiz kolluk ifadesinin bu kapsamda ayrıca sayılmamış olması, CMK 148/4’teki korumayı tamamlar.

Anayasa Mahkemesi de avukata erişimi sağlanmayan kişinin kolluktaki ikrarının mahkûmiyette kullanılmasının, müdafi yardımından yararlanma hakkına telafi edilemeyecek şekilde zarar verebileceğini kabul etmektedir.

Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkının Kapsamı

CMK 147 uyarınca şüpheli veya sanığa müdafi seçme, müdafiin hukuki yardımından yararlanma ve ifade ya da sorgu sırasında müdafii hazır bulundurma hakkı bildirilmelidir. Kişi müdafi seçebilecek durumda değilse ve müdafi yardımından yararlanmak istiyorsa barodan görevlendirme yapılır.

CMK 150 kapsamında;

  • Çocuklara,
  • Kendisini savunamayacak derecede malul kişilere,
  • Sağır ve dilsiz kişilere,
  • Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan şüpheli veya sanık olanlara,

istem aranmaksızın müdafi görevlendirilir.

Müdafiin ifade odasında yalnızca fiziksel olarak bulunması yeterli görülmemelidir. Müdafiin kişiyle görüşebilmesi, hukuki yardım sunabilmesi, hukuka aykırı sorulara ve yöntemlere karşı gerekli itirazları ileri sürebilmesi gerekir. CMK 149, avukatın şüpheli veya sanıkla görüşme, işlem sırasında yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkının engellenemeyeceğini düzenlemektedir.

Belirli suçlar bakımından müdafiyle görüşme hakkının hâkim kararıyla sınırlanabildiği özel durumda dahi, kanun bu süre içinde şüphelinin ifadesinin alınamayacağını açıkça belirtmektedir.

Susma Hakkı ile Kimlik Bilgisi Verme Yükümlülüğü Aynı Şey Değildir

CMK 147’ye göre şüpheli veya sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu bildirilmelidir. Kişi olayın nasıl gerçekleştiği, suçu işleyip işlemediği veya delillerle ilgili sorulara cevap vermek zorunda değildir.

Ancak kimliğe ilişkin sorular farklıdır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru cevaplandırmakla yükümlüdür. Bu nedenle susma hakkı, kişinin kimliğini gizlemesi veya gerçeğe aykırı kimlik bilgisi vermesi anlamına gelmez.

Susma hakkının kullanılması suçun kabul edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Ayrıca kişinin ifade vermeden önce müdafiiyle görüşmek istemesi de soruşturma makamları tarafından aleyhe değerlendirilmemelidir.

Aynı Olay Hakkında Yeniden İfade Alma Yetkisi

CMK 148/5’e göre şüphelinin aynı olayla ilgili yeniden ifadesinin alınması gerektiğinde bu işlem yalnızca Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir. Kolluk, daha önce ifadesini aldığı kişiyi aynı olay hakkında yeniden çağırarak ikinci kez ifade alamaz.

Bu hükmün amacı, şüphelinin tekrar tekrar kolluk sorgusuna alınarak baskı altında tutulmasını ve ilk ifadeden sonra yeni ikrarlar elde edilmeye çalışılmasını önlemektir.

İşlemin adının “ek ifade”, “bilgi alma”, “ön görüşme”, “mülakat” veya “tutanak düzenleme” olarak değiştirilmesi tek başına belirleyici değildir. Kişiye aynı olayla ilgili yeni sorular yöneltiliyor ve suçlamaya ilişkin açıklama yapması isteniyorsa, işlemin gerçekte ikinci ifade alma niteliğinde olup olmadığı incelenmelidir.

“Aynı olay” değerlendirmesinde yalnızca suçun kanundaki adı değil, soruşturulan fiilin maddi vakıaları önem taşır. Eylemin hukuki nitelendirmesinin sonradan değişmesi, aynı maddi olay hakkında kolluğa yeniden ifade alma yetkisi vermez. Buna karşılık daha sonra ortaya çıkan ve maddi bakımdan ayrı bir fiil, somut olayın özelliklerine göre farklı değerlendirilebilir.

İfade Alma İşlemi Nasıl Yapılmalıdır?

CMK 147, ifade ve sorguda uyulması gereken temel usulleri düzenler. Buna göre kişinin kimliği belirlenmeli, kendisine yöneltilen suç anlatılmalı, müdafi hakkı ve susma hakkı bildirilmeli, lehine delillerin toplanmasını isteme imkânı tanınmalı ve işlem tutanağa bağlanmalıdır.

Tutanakta özellikle şu bilgiler bulunmalıdır:

  • İşlemin yapıldığı yer ve tarih,
  • Hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları,
  • Şüpheli veya sanığın açık kimliği,
  • Kanuni hakların bildirilip bildirilmediği,
  • Hakların bildirilmemesi hâlinde bunun nedeni,
  • Tutanak içeriğinin kişi ve müdafi tarafından okunup okunmadığı,
  • İmzaların alınıp alınmadığı,
  • İmzadan kaçınılmışsa bunun nedeni.

İfade tutanağı, kişinin söylediği sözleri anlamını değiştirmeden yansıtmalıdır. Beyanın özetlenmesi sırasında savunmanın esasını değiştiren, kabul edilmeyen bir hususu ikrar gibi gösteren veya önemli açıklamaları dışarıda bırakan kayıtlar ciddi hak kayıplarına neden olabilir.

Şüpheli veya sanık, tutanak kendisine okunmadan imzalamaya zorlanamaz. Tutanakta eksik veya yanlış bölüm bulunuyorsa düzeltilmesini istemeli; düzeltme yapılmıyorsa çekincesini açık şekilde tutanağa yazdırmalıdır.

Yasak Yöntem Kullanıldığı İddiasında Ne Yapılmalıdır?

İfade sırasında veya öncesinde baskı, tehdit, fiziksel müdahale ya da başka bir yasak yöntem uygulandığı düşünülüyorsa delillerin gecikmeden korunması önem taşır.

İfade sırasında yapılabilecek işlemler

Müdafi hazırsa hukuka aykırı davranışın derhâl tutanağa geçirilmesini istemelidir. Şüpheli veya sanık da baskı altında olduğunu, sağlık sorunu bulunduğunu, dinlenmek ya da müdafiiyle görüşmek istediğini açıkça belirtmelidir.

Tutanak gerçeği yansıtmıyorsa düzeltme talep edilmeli; talebin karşılanmaması hâlinde imzadan kaçınmanın nedeni tutanağa yazılmalıdır. İmzadan kaçınmak tek başına her dosyada en uygun yöntem olmayabilir. Bazı durumlarda çekince konularak imzalanması, bazı durumlarda ise imzadan kaçınılması gerekebilir. Bu tercih, tutanağın içeriğine ve işlemin koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Sağlık muayenesi ve raporlar

Fiziksel müdahale iddiasında gecikmeden hekim muayenesi talep edilmesi önemlidir. Mevcut yaraların yeri, niteliği, büyüklüğü, rengi ve kişinin şikâyetleri ayrıntılı şekilde raporlanmalıdır.

Bununla birlikte darp izinin bulunmaması, psikolojik baskı veya tehdidin uygulanmadığını tek başına göstermez. Aynı şekilde sağlık raporundaki her bulgu da kendiliğinden ifade alma işleminin hukuka aykırı olduğunu kanıtlamaz. Raporlar, diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Korunması istenebilecek deliller

Somut olayın niteliğine göre;

  • Nezarethane ve koridor kamera kayıtları,
  • İfade odası görüntü veya ses kayıtları,
  • Gözaltı giriş-çıkış kayıtları,
  • Doktor raporları,
  • Müdafi görüşme kayıtları,
  • İşlemde bulunan görevlilerin kimlik bilgileri,
  • Tanık anlatımları,
  • Telefon ve iletişim kayıtları,
  • İfade tutanağının tüm nüshaları,

istenebilir.

Kamera kayıtları ve bazı elektronik veriler belirli süreler sonunda silinebileceğinden, bunların korunmasına yönelik taleplerin geciktirilmemesi gerekir.

Cumhuriyet savcılığına başvuru

Uygulanan yöntemin suç oluşturduğu düşünülüyorsa Cumhuriyet başsavcılığına şikâyette bulunulabilir. Ayrıca ifadenin hukuka aykırı şekilde elde edildiği ileri sürülerek bu beyanın dosyada delil olarak kullanılmaması talep edilmelidir.

Ceza soruşturması ile delilin yargılamada kullanılıp kullanılamayacağı değerlendirmesi birbirinden farklıdır. Kamu görevlileri hakkında mahkûmiyet kararı verilmemiş olması, ceza mahkemesinin ifade alma koşullarını hiç incelememesi sonucunu doğurmamalıdır.

Mahkeme Hukuka Aykırı İfade İddiasını Nasıl İncelemelidir?

Mahkeme, sanığın yalnızca “kollukta baskı gördüm” şeklindeki beyanıyla yetinmemeli; ancak bu iddiayı gerekçesiz biçimde de reddetmemelidir. İddianın somutlaştırılma düzeyi, sağlık raporları, ifade tarihleri, tutanak içeriği, müdafiin bulunup bulunmadığı, tanık anlatımları ve diğer kayıtlar birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle mahkûmiyetin esaslı ölçüde tartışmalı kolluk ifadesine dayandığı durumlarda, ifadenin hangi koşullarda alındığının açıklığa kavuşturulması gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarında, kötü muamele sonucu alındığı ileri sürülen ikrarların bu iddia araştırılmadan kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından ciddi bir özen eksikliği oluşturabileceği belirtilmektedir.

Mahkemenin yalnızca “tutanakta baskı uygulanmadığı yazılıdır” veya “sanık tutanağı imzalamıştır” şeklinde gerekçe kurması her olayda yeterli olmayabilir. Yasak yöntemin varlığına ilişkin belirti ve deliller varsa bunların gerekçeli kararda tartışılması gerekir.

Hukuka Aykırı İfadenin Kanun Yollarına Etkisi

Hukuka aykırı ifade veya sorgu işlemi ilk derece mahkemesi önünde ileri sürülebileceği gibi istinaf ve şartları varsa temyiz başvurusunda da kanun yolu nedeni yapılabilir.

Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş bir delile dayanması CMK 289/1-i kapsamında hukuka kesin aykırılık hâlidir. Bu nedenle mahkûmiyet kararında yasak yöntemle alınmış ifadeye dayanılıp dayanılmadığı, karar gerekçesi ve dosyadaki diğer deliller birlikte incelenmelidir.

Ancak dosyada hukuka aykırı bir ifadenin bulunması ile hükmün bu ifadeye dayanması aynı değildir. Kanun yolu incelemesinde;

  • İfadenin kararda kullanılıp kullanılmadığı,
  • Mahkûmiyet gerekçesinde belirleyici olup olmadığı,
  • Diğer delillerin hukuka uygunluğu,
  • İfadenin çıkarılması hâlinde mahkûmiyet için yeterli delil kalıp kalmadığı,

değerlendirilir.

Hukuka aykırı ifade dışında bağımsız deliller bulunması, yasak ifadeyi geçerli hâle getirmez. Fakat hükmün hangi delillere dayandığı ve hukuka aykırılığın karara etkisi, uygulanacak kanun yolunun kapsamı bakımından ayrıca önem taşır.

Uygulamada Sık Karıştırılan Hususlar

Müdafisiz kolluk ifadesi ile yasak yöntemle alınan ifade aynı değildir

Müdafisiz kolluk ifadesi CMK 148/4 kapsamında, hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Yasak yöntemle alınan ifade ise CMK 148/3 gereğince rıza gösterilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.

Bu nedenle fiziksel veya psikolojik baskıyla alınmış bir beyanın, yalnızca mahkemede tekrarlandığı gerekçesiyle otomatik olarak hukuka uygun hâle geldiği söylenemez. Mahkemedeki beyanın önceki baskıdan bağımsız ve özgür iradeye dayanıp dayanmadığı ayrıca araştırılmalıdır.

Avukat bulunması her türlü hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz

İfade sırasında müdafi bulunması önemli bir güvencedir; ancak kişinin müdafi öncesinde tehdit edilmesi, tutanağın değiştirilmesi veya müdafiin etkili hukuki yardım sunmasının engellenmesi gibi iddialar varsa işlem yine incelenebilir.

Tutanak imzalamak bütün itirazlardan vazgeçmek değildir

Kişinin tutanağı imzalaması, baskı veya aldatma iddiasını ileri sürmesini mutlak olarak engellemez. Bununla birlikte çekincenin tutanağa yazılmaması ve delillerin geç toplanması, iddianın ispatını güçleştirebilir.

Suçu kabul eden her ifade mahkûmiyet için yeterli değildir

İkrar önemli bir beyan olmakla birlikte mahkeme, ifadenin hukuka uygunluğunu, güvenilirliğini ve dosyadaki diğer delillerle uyumunu incelemelidir. Ceza muhakemesinde amaç yalnızca ikrar elde etmek değil, maddi gerçeği hukuka uygun deliller üzerinden ortaya çıkarmaktır.

Susma hakkı şüpheli aleyhine otomatik sonuç doğurmaz

Kişi yüklenen suç hakkında açıklama yapmak zorunda değildir. Susma hakkının kullanılması, suçun kabul edildiği veya kişinin saklayacak bir şeyi bulunduğu şeklinde değerlendirilmemelidir.

CMK 148 Kapsamında Hak Kaybı Yaşanmaması İçin Hukuki Değerlendirme

CMK Madde 148, yalnızca işkence altında alınan ifadeleri değil; kişinin karar verme serbestisini bozan daha örtülü fiziksel ve psikolojik yöntemleri de kapsar. Bir ifadenin hukuka uygun olup olmadığı belirlenirken tutanağın şekli kadar işlem öncesindeki, işlem sırasındaki ve işlem sonrasındaki bütün koşullar dikkate alınmalıdır.

Özellikle müdafisiz kolluk beyanının mahkeme huzurunda doğrulanması, aynı olay hakkında kolluk tarafından ikinci kez ifade alınması veya baskı iddiasının yeterince araştırılmaması, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilir. İlk aşamada yapılan kontrolsüz bir açıklama ya da önceki ifade tutanağının mahkemede düşünülmeden doğrulanması, sonraki savunma sürecini zorlaştırabilir.

Her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerekir. Yasak yöntemin bulunup bulunmadığı, ifadenin delil değeri, hukuka aykırılığın diğer delillere etkisi ve kullanılabilecek başvuru yolları dosyadaki somut olgulara göre değişir. Bu nedenle ifade alma işleminden önce veya hukuka aykırılık iddiasının ortaya çıkmasından sonra, hak kaybı yaşamamak için profesyonel hukuki destek alınması önem taşır.

Av. Erdem Varol
Hukuki konuları mevzuat, yargı kararları ve uygulama çerçevesinde ele alan bilgilendirici içerikler hazırlamaktadır.
Avukata Sor