tr

Asliye Hukuk Mahkemesi: Görev Alanı, Baktığı Davalar ve Yargılama Süreci

Asliye Hukuk Mahkemesi: Görev Alanı, Baktığı Davalar ve Yargılama Süreci

Asliye hukuk mahkemesi, özel hukuk uyuşmazlıklarında kanunla başka bir mahkeme açıkça görevlendirilmemişse davaya bakmakla görevli olan genel hukuk mahkemesidir. Alacak, tazminat, tapu iptali ve tescil, miras, kişilik hakları ve sözleşmeden kaynaklanan pek çok uyuşmazlık asliye hukuk mahkemesinde görülebilir. Bununla birlikte davanın konusu kadar tarafların sıfatı, hukuki ilişkinin niteliği ve özel kanunlardaki görev hükümleri de görevli mahkemenin belirlenmesinde önem taşır.

Bir uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp görülmeyeceği yalnızca dava başlığına veya talep edilen para miktarına bakılarak belirlenemez. Aynı nitelikte görünen bir alacak davası; tarafların tacir olması hâlinde asliye ticaret mahkemesinde, iş ilişkisinden doğması hâlinde iş mahkemesinde, tüketici işlemi niteliğinde olması hâlinde ise tüketici mahkemesinde görülebilir. Bu nedenle dava açılmadan önce hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesi, usulden ret ve zaman kaybı riskinin önlenmesi açısından temel öneme sahiptir.

Asliye Hukuk Mahkemesi Nedir?

Asliye hukuk mahkemesi, adli yargı kolunda görev yapan ilk derece hukuk mahkemelerinden biridir. 5235 sayılı Kanun’a göre hukuk mahkemeleri; sulh hukuk mahkemeleri, asliye hukuk mahkemeleri ve özel kanunlarla kurulan diğer hukuk mahkemelerinden oluşur. Asliye hukuk mahkemeleri kural olarak tek hâkimlidir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesine göre, dava konusunun değerine ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalarda, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Aynı maddede, kanunda başka bir mahkemenin görevlendirilmediği diğer dava ve işlerin de asliye hukuk mahkemesinde görüleceği belirtilmiştir. Bu nedenle asliye hukuk mahkemesi, özel hukuk alanının genel görevli mahkemesi olarak kabul edilir.

Buradaki “genel görevli mahkeme” ifadesi, her hukuk davasının asliye hukuk mahkemesinde açılabileceği anlamına gelmez. Aile mahkemesi, iş mahkemesi, tüketici mahkemesi, asliye ticaret mahkemesi, kadastro mahkemesi veya fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi gibi özel görevli bir mahkemenin kapsamına giren uyuşmazlıklar asliye hukuk mahkemesinde görülemez.

Asliye Hukuk Mahkemesinin Hukuki Dayanağı

Asliye hukuk mahkemelerinin kuruluşu ve görev alanı başlıca iki temel kanunda düzenlenmiştir:

  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 1 ve 2. maddeleri
  • 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 4, 5 ve 6. maddeleri

HMK’nın 1. maddesine göre mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenebilir ve göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Bu nedenle taraflar, aralarında anlaşarak görevli olmayan bir mahkemeyi görevli hâle getiremez. Mahkeme de görevli olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden inceleyebilir.

Görev konusunun kamu düzenine ilişkin olması, davanın esasına geçilmeden önce doğru mahkemenin belirlenmesini gerekli kılar. Görevli olmayan mahkemede açılan dava doğrudan esastan incelenmez; görev yönünden usule ilişkin bir karar verilmesi gündeme gelir.

Asliye Hukuk Mahkemesi Hangi Davalara Bakar?

Asliye hukuk mahkemesinde görülebilecek davalar tek bir kanunda sınırlı biçimde sayılmamıştır. Temel ölçüt, uyuşmazlığın özel hukuk ilişkisinden doğması ve kanunun başka bir mahkemeyi açıkça görevlendirmemiş olmasıdır.

Aşağıdaki dava türleri, somut olayın özellikleri ve özel görev hükümleri saklı kalmak üzere asliye hukuk mahkemesinde görülebilir.

Tapu İptali ve Tescil Davaları

Taşınmaz mülkiyetinin hukuka aykırı biçimde başka bir kişi adına tescil edildiği iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davaları kural olarak asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Bu kapsamda özellikle şu hukuki nedenlere dayanan davalar gündeme gelebilir:

  • Muris muvazaası,
  • Ehliyetsizlik,
  • Vekâlet görevinin kötüye kullanılması,
  • Hile, hata veya korkutma,
  • İnançlı işlem,
  • Geçersiz sözleşme,
  • Yolsuz tescil,
  • Kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik,
  • Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hukuka aykırı kullanılması.

Ancak uyuşmazlık kadastro tespitinden kaynaklanıyorsa kadastro mahkemesinin, eşler arasındaki mal rejimiyle bağlantılıysa aile mahkemesinin veya tüketici işlemi niteliğindeyse tüketici mahkemesinin görevli olması söz konusu olabilir. Dava başlığının “tapu iptali ve tescil” olması, tek başına asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu göstermez.

El Atmanın Önlenmesi ve Ecrimisil Davaları

Bir taşınmazın haklı ve geçerli bir neden olmaksızın kullanılması durumunda malik veya ayni hak sahibi tarafından el atmanın önlenmesi talep edilebilir. Haksız kullanım nedeniyle geçmiş dönem için ecrimisil adı altında kullanım karşılığı istenmesi de mümkündür.

El atmanın önlenmesi ve ecrimisil talepleri aynı dava içinde ileri sürülebilir. Bununla birlikte uyuşmazlığın kira sözleşmesinden, ortaklığın giderilmesinden, kat mülkiyetinden veya yalnızca zilyetliğin korunmasından kaynaklanması görevli mahkemeyi değiştirebilir.

Alacak Davaları

Kanunda başka bir mahkemenin görevlendirilmediği özel hukuk ilişkilerinden doğan alacak davaları asliye hukuk mahkemesinde görülebilir. Örneğin kişiler arasındaki ödünç para, satış, eser, vekâlet veya benzeri sözleşmelerden doğan alacaklar bu kapsama girebilir.

Ancak şu ayrımlar mutlaka yapılmalıdır:

  • İşçi ile işveren arasındaki işçilik alacakları iş mahkemesinde,
  • Tüketici işlemlerinden doğan alacaklar tüketici mahkemesinde,
  • Ticari dava niteliğindeki alacaklar asliye ticaret mahkemesinde,
  • Kira ilişkisinden doğan alacaklar sulh hukuk mahkemesinde görülür.

Bu nedenle alacağın miktarından önce, alacağın hangi hukuki ilişkiden doğduğu araştırılmalıdır.

Maddi ve Manevi Tazminat Davaları

Haksız fiil, sözleşmeye aykırılık veya kişilik hakkının ihlali nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davaları, özel görevli bir mahkemenin kapsamına girmiyorsa asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Trafik kazası, saldırı, hakaret niteliğindeki davranış, kişisel verilerin hukuka aykırı açıklanması, özel hayatın ihlali, malvarlığına zarar verilmesi veya sözleşmenin gereği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle tazminat talep edilebilir.

Bununla birlikte trafik kazasında sigorta şirketinin taraf olması, uyuşmazlığın ticari nitelik taşıması; olayın iş kazası olması ise iş mahkemesinin görev alanını gündeme getirebilir. Kamu idaresinin hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar bakımından da adli yargı ve idari yargı ayrımı ayrıca incelenmelidir.

Sözleşmenin İptali, Feshi veya Geçersizliğinin Tespiti Davaları

Taraflar arasında yapılan bir sözleşmenin geçersiz olduğu, irade sakatlığı bulunduğu, yükümlülüklerin yerine getirilmediği veya sözleşmenin sona erdirilmesi gerektiği iddiasıyla çeşitli davalar açılabilir.

Asliye hukuk mahkemesinde şu talepler gündeme gelebilir:

  • Sözleşmenin geçersizliğinin tespiti,
  • Sözleşmenin iptali,
  • Sözleşmeden dönme veya fesih,
  • Ödenen bedelin iadesi,
  • Sebepsiz zenginleşme nedeniyle iade,
  • Sözleşmenin aynen ifası,
  • Sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat.

Sözleşmenin tarafları, kurulma amacı ve işlemin ticari ya da tüketici işlemi niteliğinde olup olmadığı görevli mahkemenin belirlenmesinde etkili olur.

Miras Hukukundan Kaynaklanan Bazı Davalar

Miras hukukuna ilişkin bütün uyuşmazlıklar aynı mahkemede görülmez. Asliye hukuk mahkemesinde görülebilecek başlıca miras davaları şunlardır:

  • Tenkis davası,
  • Vasiyetnamenin iptali davası,
  • Miras sebebiyle istihkak davası,
  • Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası,
  • Mirastan feragat veya miras sözleşmesinin geçersizliğine ilişkin davalar,
  • Mirasçılar arasındaki bazı alacak ve tazminat davaları.

Buna karşılık mirasçılık belgesi verilmesi, vasiyetnamenin açılması, terekenin korunmasına yönelik önlemler ve kanunla sulh hukuk mahkemesine bırakılan işler farklı görev kurallarına tabidir. Taşınır veya taşınmaz mal üzerindeki ortaklığın giderilmesi de sulh hukuk mahkemesinde görülür.

Kişilik Haklarının Korunmasına İlişkin Davalar

Kişinin şeref ve itibarı, özel hayatı, resmi, sesi, adı veya diğer kişilik değerlerine yönelik hukuka aykırı müdahalelerde kişilik hakkının korunması için dava açılabilir.

Somut olayın niteliğine göre şu talepler ileri sürülebilir:

  • Hukuka aykırı saldırının önlenmesi,
  • Devam eden saldırının durdurulması,
  • Saldırının hukuka aykırılığının tespiti,
  • Maddi veya manevi tazminat,
  • Kararın yayımlanması veya üçüncü kişilere bildirilmesi,
  • Hukuka aykırı içeriğin kaldırılması.

İnternet ortamındaki yayınlar bakımından özel kanunlarda bulunan içerik çıkarma, erişimin engellenmesi veya cevap ve düzeltme yolları ayrıca değerlendirilmelidir.

Nüfus Kayıtlarının Düzeltilmesine İlişkin Davalar

Ad veya soyadının değiştirilmesi, nüfus kaydındaki bazı maddi hataların düzeltilmesi, yaş veya doğum tarihine ilişkin kayıtların değiştirilmesi gibi talepler özel mevzuattaki şartlara göre asliye hukuk mahkemesinin görev alanına girebilir.

Soybağı, babalık, evlat edinme veya aile hukukuyla doğrudan bağlantılı nüfus uyuşmazlıklarında ise aile mahkemesi görevli olabilir. Bu nedenle talebin yalnızca nüfus kaydının düzeltilmesine mi, yoksa aile hukukuna ilişkin bir statünün değiştirilmesine mi yönelik olduğu belirlenmelidir.

Kamulaştırma Bedelinin Tespiti ve Tescil Davaları

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili davaları ile kamulaştırmasız el atmaya dayalı bazı davalar asliye hukuk mahkemesinde görülebilir.

Fiilî el atma, hukuki el atma, imar uygulaması ve idari işlem kaynaklı sınırlamalar birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Özellikle adli yargı ile idari yargı ayrımı, kamulaştırma uyuşmazlıklarında dikkatle değerlendirilmelidir.

Asliye Hukuk Mahkemesinin Görevli Olmadığı Başlıca Uyuşmazlıklar

Asliye hukuk mahkemesinin genel görevli olması, özel görevli mahkemelerin görev alanını ortadan kaldırmaz.

Uyuşmazlığın niteliğiKural olarak görevli mahkeme
Kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarSulh hukuk mahkemesi
Ortaklığın giderilmesiSulh hukuk mahkemesi
Yalnızca zilyetliğin korunmasıSulh hukuk mahkemesi
Boşanma, velayet, nafaka, mal rejimiAile mahkemesi
İşçi ve işveren uyuşmazlıklarıİş mahkemesi
Tüketici işlemleriTüketici mahkemesi
Ticari davalarAsliye ticaret mahkemesi
İcra takibine özgü şikâyet ve itirazlarİcra hukuk mahkemesi
Kadastro tespitine itirazlarKadastro mahkemesi
Fikrî ve sınai hak uyuşmazlıklarıFikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi
İdari işlem ve hizmet kusuru uyuşmazlıklarıİdare veya vergi mahkemesi

HMK’nın 4. maddesi uyarınca kira ilişkisinden doğan davalar, ortaklığın giderilmesi, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik davalar ve kanunla sulh hukuk mahkemesine bırakılan işler sulh hukuk mahkemesinde görülür. Dava değerinin yüksek olması bu görev dağılımını değiştirmez.

Asliye Hukuk Mahkemesi ile Asliye Ticaret Mahkemesi Arasındaki Fark

Asliye hukuk mahkemesi genel görevli hukuk mahkemesi, asliye ticaret mahkemesi ise ticari davalar bakımından özel görevli mahkemedir.

Bir davanın ticari dava sayılabilmesi için yalnızca taraflardan birinin şirket olması yeterli değildir. Uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığı, kanunda mutlak ticari dava olarak düzenlenip düzenlenmediği ve özel bir görev hükmünün bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesine göre asliye ticaret mahkemesi, aksine hüküm bulunmadıkça ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakar. Asliye hukuk mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasındaki ilişki görev ilişkisidir. Asliye ticaret mahkemesinin kurulmadığı yargı çevresinde ise asliye hukuk mahkemesi ticari davaya ticaret mahkemesi sıfatıyla bakabilir.

Örneğin iki tacirin ticari işletmeleriyle ilgili bir mal veya hizmet sözleşmesinden doğan alacak davası asliye ticaret mahkemesinin görev alanına girebilir. Buna karşılık şirket ortağının tamamen kişisel bir hukuki ilişkisinden doğan uyuşmazlık, yalnızca taraflardan biri şirket olduğu için ticari dava hâline gelmez.

Görev ile Yetki Arasındaki Fark Nedir?

Görev, davaya hangi tür mahkemenin bakacağını; yetki ise davanın hangi yerdeki mahkemede açılacağını ifade eder.

Örneğin bir tapu iptali ve tescil davasında mahkeme türü bakımından asliye hukuk mahkemesi görevli olabilir. Ancak dava, taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır.

Genel kural olarak dava, davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Bunun yanında uyuşmazlığın niteliğine göre özel veya kesin yetki kuralları uygulanabilir:

  • Sözleşmeden doğan davalar sözleşmenin ifa edileceği yerde de açılabilir.
  • Haksız fiil davaları fiilin işlendiği, zararın meydana geldiği veya zarar görenin yerleşim yerinde açılabilir.
  • Taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.
  • Bazı miras davalarında miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir.

Kesin yetki bulunan hâllerde mahkeme, yetkili olup olmadığını kendiliğinden inceler. Kesin olmayan yetki hâllerinde ise yetki itirazının süresinde ve usulüne uygun biçimde ileri sürülmesi gerekir.

Asliye Hukuk Mahkemesinde Dava Açmadan Önce Yapılması Gerekenler

Dava açılmadan önce yalnızca dilekçe hazırlanması yeterli değildir. Uyuşmazlığın hukuki ve usule ilişkin bütün yönleri birlikte değerlendirilmelidir.

Hukuki İlişkinin Doğru Nitelendirilmesi

Uyuşmazlığın sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme, mülkiyet, miras veya kişilik hakkından mı kaynaklandığı belirlenmelidir. Hukuki nitelendirme, görevli mahkemeyi, uygulanacak zamanaşımı süresini, ispat yükünü ve ileri sürülebilecek talepleri doğrudan etkileyebilir.

Doğru Tarafın Belirlenmesi

Davanın hakkın gerçek sahibi tarafından, doğru kişiye karşı açılması gerekir. Yanlış kişiye karşı dava açılması, husumet nedeniyle davanın reddine ve yargılama gideri doğmasına yol açabilir.

Özellikle miras, tapu, şirket ve tüzel kişilik uyuşmazlıklarında taraf teşkilinin eksiksiz sağlanması önemlidir. Bazı davalarda bütün mirasçıların, paydaşların veya ilgili tüzel kişilerin davada yer alması gerekebilir.

Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Sürelerin İncelenmesi

Her dava için tek tip bir süre bulunmaz. Uygulanacak zamanaşımı veya hak düşürücü süre; uyuşmazlığın kaynağına, sözleşme türüne ve özel kanun hükümlerine göre değişebilir.

Zamanaşımı kural olarak bir def’i niteliğindeyken hak düşürücü süre mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınabilir. Sürenin yanlış hesaplanması, talebin esasının incelenememesine neden olabilecek ciddi bir hak kaybı riskidir.

Zorunlu Arabuluculuk Bulunup Bulunmadığının Araştırılması

Her asliye hukuk davasında arabuluculuk zorunlu değildir. Ancak uyuşmazlık, niteliği gereği dava şartı arabuluculuk kapsamına girebilir.

6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesine göre kira ilişkisinden, taşınır veya taşınmazların paylaştırılmasından ve ortaklığın giderilmesinden, Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan ve komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Bu uyuşmazlıkların bir bölümü sulh hukuk mahkemesinde görülse de özellikle komşuluk hukukundan doğan bazı talepler asliye hukuk mahkemesinin görev alanına girebilir.

Arabuluculuk zorunluluğu, mahkemenin adına göre değil uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre belirlenir. Dava şartı arabuluculuk tamamlanmadan dava açılması, davanın usulden reddedilmesine neden olabilir.

Delillerin Korunması ve Toplanması

Dava açılmadan önce sözleşmeler, dekontlar, yazışmalar, noter ihtarnameleri, tapu kayıtları, fotoğraflar, elektronik kayıtlar ve tanık bilgileri korunmalıdır.

Delilin daha sonra kaybolması veya incelenmesinin güçleşmesi ihtimali varsa delil tespiti talep edilebilir. Acil müdahale gereken durumlarda ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz gibi geçici hukuki koruma yolları da değerlendirilebilir.

Asliye Hukuk Mahkemesinde Dava Nasıl Açılır?

Dava, görevli ve yetkili asliye hukuk mahkemesine sunulan dava dilekçesiyle açılır. Dilekçe fiziki olarak adliyeye verilebileceği gibi avukatlar tarafından UYAP üzerinden elektronik ortamda da gönderilebilir.

HMK’nın 119. maddesi uyarınca dava dilekçesinde mahkemenin adı, taraf bilgileri, davanın konusu ve değeri, iddianın dayandığı vakıalar, deliller, hukuki sebepler ve açık talep sonucu bulunmalıdır. Vakıaların sıra numarası altında açık ve somut biçimde gösterilmesi, hangi delilin hangi vakıayı ispatladığının belirtilmesi gerekir.

Dilekçenin yalnızca olayları anlatması yeterli değildir. Mahkemeden ne istendiği tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanmalıdır. Örneğin tapu kaydının iptali isteniyorsa hangi taşınmaz ve hangi pay bakımından iptal talep edildiği; tazminat isteniyorsa miktar, faiz türü ve faizin başlangıç tarihi değerlendirilmelidir.

Mahkeme hâkimi hukuku kendiliğinden uygulamakla birlikte tarafların ileri sürmediği vakıaları kural olarak kendiliğinden davaya ekleyemez. Ayrıca mahkeme, tarafların talebinden fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu nedenle dava dilekçesindeki vakıa ve talep kurgusu, yargılamanın sınırlarını belirler.

Asliye Hukuk Mahkemesinde Yargılama Aşamaları

Asliye hukuk mahkemesinde kural olarak yazılı yargılama usulü uygulanır. Ancak kanunda basit yargılama usulünün uygulanacağı belirtilen dava ve işler bu kuralın dışındadır.

Dilekçeler Aşaması

Dava dilekçesi davalıya tebliğ edilir. Davalı, kanuni süresi içinde cevap dilekçesi verebilir. Yazılı yargılama usulünde davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi sunma hakkı bulunur.

Bu aşamada tarafların:

  • Dayandıkları bütün temel vakıaları açıklamaları,
  • İtiraz ve savunmalarını ileri sürmeleri,
  • Delillerini göstermeleri,
  • Zamanaşımı ve yetki gibi savunmaları süresinde bildirmeleri,
  • Tanık deliline dayanılıyorsa tanıkla ispatlanacak vakıaları belirtmeleri gerekir.

Süresinde ileri sürülmeyen iddia, savunma ve delillerin daha sonra dosyaya sunulması her zaman mümkün olmayabilir.

Ön İnceleme Aşaması

Dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra mahkeme ön inceleme yapar. Bu aşamada dava şartları ve ilk itirazlar değerlendirilir, tarafların anlaştıkları ve uyuşamadıkları konular belirlenir.

Mahkeme ayrıca tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik edebilir. Dosyada eksik belge veya tamamlanması gereken usul işlemi bulunuyorsa taraflara kesin süre verilebilir.

Tahkikat Aşaması

Tahkikat, tarafların iddia ve savunmalarının dayandığı delillerin incelendiği aşamadır. Mahkeme bu aşamada:

  • Tanıkları dinleyebilir,
  • Bilirkişi incelemesi yaptırabilir,
  • Keşif gerçekleştirebilir,
  • Kurum ve kuruluşlardan kayıt isteyebilir,
  • Tarafların isticvabına karar verebilir,
  • Belge ve elektronik kayıtları inceleyebilir.

Hangi tarafın hangi vakıayı ispatlaması gerektiği, maddi hukuk kuralları ve ispat yükü hükümlerine göre belirlenir. Genel olarak lehine hukuki sonuç çıkarmak isteyen taraf, dayandığı vakıayı ispatlamakla yükümlüdür.

Bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilmesinden sonra rapora karşı süresi içinde itiraz edilmesi önemlidir. Rapordaki hesaplama, teknik değerlendirme veya eksikliklere zamanında itiraz edilmemesi, sonraki aşamalarda savunma imkânını daraltabilir.

Sözlü Yargılama ve Hüküm

Tahkikat tamamlandıktan sonra sözlü yargılama aşamasına geçilir. Taraflara son açıklamalarını yapma imkânı tanındıktan sonra mahkeme kararını verir.

Kararda taleplerin kabulüne, kısmen kabulüne veya reddine hükmedilebilir. Yargılama giderleri ve karşı vekâlet ücreti de davadaki haklılık oranına göre taraflara yükletilebilir.

Asliye Hukuk Mahkemesi Kararına Karşı Kanun Yolları

Asliye hukuk mahkemesinin nihai kararlarına karşı, kararın türü ve kanuni parasal sınırlar dikkate alınarak istinaf yoluna başvurulabilir.

HMK’nın 345. maddesine göre istinaf başvuru süresi kural olarak iki haftadır ve süre, gerekçeli kararın usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesiyle başlar. Özel kanunlardaki farklı süre hükümleri saklıdır.

İstinaf incelemesi bölge adliye mahkemesi tarafından yapılır. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz yolunun açık olup olmadığı ise kararın niteliğine ve kanuni temyiz sınırlarına göre belirlenir.

Kanun yolu parasal sınırları her yıl değişebildiğinden, karar tarihindeki güncel sınırların esas alınması gerekir. Her asliye hukuk mahkemesi kararı otomatik olarak önce istinaf, sonra temyiz incelemesine tabi değildir.

Görevsizlik Kararı Verilirse Ne Yapılmalıdır?

Asliye hukuk mahkemesi, uyuşmazlığın başka bir mahkemenin görev alanına girdiğini tespit ederse görevsizlik kararı verebilir. Örneğin davanın tüketici, ticari, aile veya iş uyuşmazlığı olduğu sonucuna varılması hâlinde dosyanın ilgili görevli mahkemeye gönderilmesi gerekebilir.

Görevsizlik kararı verilmesi üzerine dosya kendiliğinden görevli mahkemeye gönderilmez. HMK’nın 20. maddesinde belirtilen başlangıç tarihinden itibaren iki hafta içinde, kararı veren mahkemeye başvurularak dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi istenmelidir. Süresinde gönderme talebinde bulunulmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilebilir.

Davanın açılmamış sayılması; zamanaşımı, hak düşürücü süre, harç ve yargılama giderleri bakımından önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle görevsizlik veya yetkisizlik kararının yalnızca beklenmesi yeterli değildir; kararın kesinleşme durumu ve gönderme süresi ayrıca takip edilmelidir.

Asliye Hukuk Davalarında İspat ve Delil Yönetimi

Asliye hukuk davalarında davanın kazanılması yalnızca haklı olunduğunun düşünülmesine değil, iddiaların hukuken geçerli delillerle ispatlanabilmesine bağlıdır.

Kullanılabilecek başlıca deliller şunlardır:

  • Resmî ve özel belgeler,
  • Sözleşmeler ve protokoller,
  • Banka ve ödeme kayıtları,
  • Noter ihtarnameleri,
  • Tanık anlatımları,
  • Bilirkişi incelemesi,
  • Keşif,
  • Yemin,
  • Fotoğraf ve video kayıtları,
  • Elektronik yazışmalar,
  • Ticari ve kurumsal kayıtlar,
  • Tapu, nüfus, belediye ve kadastro kayıtları.

Delilin hukuka uygun biçimde elde edilmiş olması gerekir. Ayrıca bazı hukuki işlemlerin tanıkla değil yazılı delille ispatlanması zorunlu olabilir. Mesaj, e-posta veya sosyal medya yazışmalarının delil değeri de içeriğin bütünlüğü, elde edilme yöntemi, taraflarla bağlantısı ve gerektiğinde teknik incelemeyle doğrulanabilirliği çerçevesinde değerlendirilir.

Delillerin hangi aşamada sunulacağına ilişkin usul kuralları önemlidir. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında dosyaya sunulmak istenen delil, davayı geciktirme amacı taşımadığı ve süresinde sunulamamasının ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmadığı gösterilmedikçe kabul edilmeyebilir.

Yargılama Giderleri ve Harçlar

Asliye hukuk mahkemesinde dava açılırken davanın türüne göre maktu veya nispi harç ödenebilir. Bunun yanında tebligat, bilirkişi, keşif, tanık ve diğer yargılama işlemleri için gider avansı yatırılması gerekir.

Yargılama sırasında doğabilecek başlıca giderler şunlardır:

  • Başvuru ve karar harçları,
  • Gider avansı,
  • Bilirkişi ücreti,
  • Keşif giderleri,
  • Tebligat giderleri,
  • Tanık giderleri,
  • Dosya ve kayıt inceleme masrafları,
  • Karşı vekâlet ücreti.

Davanın tamamen veya kısmen kaybedilmesi hâlinde yargılama giderleri ve karşı taraf lehine hükmedilecek vekâlet ücreti bakımından mali sonuçlarla karşılaşılabilir. Kısmi davalarda, belirsiz alacak davalarında ve dava değerinin sonradan artırıldığı durumlarda harç yükümlülüğü ayrıca değerlendirilmelidir.

Maddi durumu yargılama giderlerini karşılamaya elverişli olmayan kişiler, kanuni şartları bulunuyorsa adli yardım talebinde bulunabilir. Adli yardımın kabul edilmesi davanın mutlaka kazanılacağı anlamına gelmez; yalnızca yargılama giderleri bakımından geçici bir hukuki koruma sağlar.

Asliye Hukuk Davaları Ne Kadar Sürer?

Asliye hukuk davaları için bütün dosyalara uygulanabilecek kesin bir süre vermek mümkün değildir. Yargılama süresi;

  • Uyuşmazlığın kapsamına,
  • Taraf ve taşınmaz sayısına,
  • Tebligatların tamamlanma süresine,
  • Bilirkişi ve keşif ihtiyacına,
  • Tanık sayısına,
  • Kurumlardan belge beklenmesine,
  • Mahkemenin iş yoğunluğuna,
  • İstinaf ve temyiz süreçlerine

göre değişebilir.

Özellikle tapu, miras, kamulaştırma ve kapsamlı tazminat davalarında birden fazla bilirkişi incelemesi, keşif veya kurumsal kayıt araştırması yapılması gerekebilir. Bu nedenle dosya süresi hakkında kesin sonuç veya tarih vaat edilmesi hukuken sağlıklı değildir.

Asliye Hukuk Mahkemesi Hakkında Sık Karıştırılan Hususlar

Dava Değeri Görevli Mahkemeyi Belirler mi?

Kural olarak hayır. HMK’nın 2. maddesi uyarınca malvarlığına ilişkin davalarda dava değerine bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesi genel görevli mahkemedir. Ancak kanunun sulh hukuk veya özel bir mahkemeyi görevlendirdiği uyuşmazlıklarda dava değerinin yüksek olması görevi değiştirmez.

Asliye Hukuk ile Asliye Ceza Aynı Mahkeme midir?

Hayır. Asliye hukuk mahkemesi özel hukuk uyuşmazlıklarını, asliye ceza mahkemesi ise kanunun görev alanına bıraktığı ceza davalarını görür. Aynı olay nedeniyle hem ceza soruşturması hem de hukuk davası yürütülmesi mümkün olsa da bu süreçlerin amacı ve usulü birbirinden farklıdır.

Hâkim Dava Dilekçesindeki Yanlış Kanun Maddesini Düzeltebilir mi?

Hâkim hukuku kendiliğinden uygular. Tarafın yanlış kanun maddesine dayanması tek başına davanın reddini gerektirmeyebilir. Ancak hâkim, tarafın ileri sürmediği maddi olayları kendiliğinden oluşturamaz ve talep edilenden farklı bir hukuki korumaya kural olarak karar veremez.

Bu nedenle hukuki sebebin yanlış yazılmasından daha önemli olan, olayların eksiksiz ve somut biçimde açıklanması ile talep sonucunun doğru kurulmasıdır.

Her Alacak Davası Asliye Hukuk Mahkemesinde mi Açılır?

Hayır. Alacağın iş, tüketici, ticaret, kira, sigorta veya başka bir özel hukuk ilişkisinden doğması görevli mahkemeyi değiştirebilir. “Alacak davası” yalnızca talebin genel adıdır; görevli mahkeme alacağın kaynağına göre belirlenir.

Hak Kaybına Yol Açabilecek Başlıca Hatalar

Asliye hukuk davalarında en sık karşılaşılan usul ve hazırlık hataları şunlardır:

  • Davanın görevli veya yetkili olmayan mahkemede açılması,
  • Zorunlu arabuluculuk tamamlanmadan dava açılması,
  • Yanlış kişiye veya eksik taraflara karşı dava yöneltilmesi,
  • Zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin geçirilmesi,
  • Talep sonucunun belirsiz veya eksik yazılması,
  • Faiz türü ve başlangıç tarihinin gerektiği şekilde talep edilmemesi,
  • Delillerin süresinde sunulmaması,
  • Tanıkların hangi vakıa için dinletileceğinin belirtilmemesi,
  • Bilirkişi raporuna süresinde itiraz edilmemesi,
  • Mahkemenin kesin süre içeren ara kararlarının yerine getirilmemesi,
  • Görevsizlik kararından sonra dosyanın gönderilmesinin süresinde talep edilmemesi,
  • Gerekçeli kararın tebliğinden sonra kanun yolu süresinin kaçırılması.

Usul hukuku bakımından yapılan bir hata, tarafın maddi hukuk açısından haklı olmasına rağmen talebinin incelenememesine veya reddedilmesine yol açabilir.

Asliye Hukuk Davalarında Dosyanın Doğru Hukuki Temelde Yürütülmesi

Asliye hukuk mahkemesinin görev alanı geniş olmakla birlikte, uyuşmazlığın hangi mahkemede görüleceğinin belirlenmesi her zaman kolay değildir. Aynı olay; tarafların sıfatına, sözleşmenin amacına, taşınmazın hukuki durumuna veya talebin dayanağına göre farklı bir mahkemenin görev alanına girebilir.

Dava açılmadan önce görev, yetki, taraf sıfatı, dava şartı arabuluculuk, süreler, ispat yükü ve talep sonucu birlikte değerlendirilmelidir. Dava dilekçesinin hazırlanması kadar, delillerin hangi vakıayla ilişkilendirileceği ve yargılama sırasında hangi usul işlemlerinin ne zaman yapılacağı da önem taşır.

Her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerekir. Benzer olaylarda verilmiş kararlar yol gösterici olabilse de hukuki sonuç; tarafların hukuki konumu, delillerin niteliği, talebin kapsamı ve somut olayın özelliklerine göre değişebilir. Görev veya süre hatası nedeniyle hak kaybı yaşamamak, talepleri doğru hukuki temele dayandırmak ve yargılama sürecini usulüne uygun biçimde takip etmek için profesyonel hukuki destek alınması önemlidir.

Av. Erdem Varol
Hukuki konuları mevzuat, yargı kararları ve uygulama çerçevesinde ele alan bilgilendirici içerikler hazırlamaktadır.
Avukata Sor