tr

Malpraktis Nedir? Doktor Hatası, Tazminat ve Ceza Süreci

Malpraktis Nedir? Doktor Hatası, Tazminat ve Ceza Süreci

Malpraktis; hekimin veya sağlık kuruluşunun teşhis, tedavi, ameliyat, bakım, takip ya da aydınlatma sürecinde tıp biliminin kabul ettiği mesleki standartlara aykırı davranması sonucunda hastanın zarara uğramasıdır. Ancak tedavinin istenen sonucu vermemesi veya müdahale sonrasında komplikasyon gelişmesi tek başına malpraktis bulunduğunu göstermez. Hukuki sorumluluk bakımından tıbbi uygulamanın olay tarihindeki bilimsel standartlara uygunluğu, hastanın yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediği, ortaya çıkan zararla tıbbi işlem arasındaki nedensellik bağı ve sağlık kuruluşunun organizasyon yükümlülükleri birlikte incelenir.

Malpraktis davaları yalnızca tıbbi bir sonucun değerlendirilmesinden ibaret değildir. Sağlık hizmetinin kamu hastanesinde mi, özel hastanede mi, bağımsız muayenehanede mi yoksa üniversite hastanesinde mi sunulduğu; görevli mahkemeyi, davalı tarafı, dava öncesi başvuruları ve süreleri doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerekir.

Malpraktis Ne Anlama Gelir?

Malpraktis, uygulamada “doktor hatası”, “hekim hatası”, “tıbbi uygulama hatası” veya “tıbbi kötü uygulama” ifadeleriyle de kullanılmaktadır. Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesinde tıbbi hata; bilgisizlik, deneyimsizlik veya ilgisizlik nedeniyle hastanın zarar görmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Bununla birlikte hukuki sorumluluk yalnızca bu tanımla sınırlı değildir. Sağlık personelinin bireysel davranışları kadar hastanenin kurumsal ve organizasyonel eksiklikleri de sorumluluk doğurabilir.

Bir olayın malpraktis olarak değerlendirilebilmesi için çoğunlukla şu unsurların birlikte incelenmesi gerekir:

  • Sağlık hizmetini sunan kişinin veya kurumun hukuki bir yükümlülüğünün bulunması,
  • Tıbbi standarttan sapılması ya da özen yükümlülüğünün ihlal edilmesi,
  • Hastanın bedensel, ruhsal veya ekonomik bir zarara uğraması,
  • Kusurlu tıbbi uygulama ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması,
  • Müdahalenin hukuka uygunluğunu sağlayan geçerli bir rızanın veya tıbbi zorunluluğun bulunması.

Bu unsurlardan birinin bulunmaması, tazminat sorumluluğunu etkileyebilir. Örneğin tıbbi standarttan sapma tespit edilse dahi bu davranışın ortaya çıkan zarara neden olmadığı belirlenirse tazminat talebi kabul edilmeyebilir.

Her Olumsuz Tedavi Sonucu Malpraktis midir?

Tedaviden beklenen iyileşmenin gerçekleşmemesi, hastalığın ilerlemesi veya ameliyat sonrasında istenmeyen bir durumun ortaya çıkması otomatik olarak doktor hatası anlamına gelmez. Hekimin yükümlülüğü kural olarak belirli bir iyileşme sonucunu garanti etmek değil; tıp biliminin gereklerine uygun teşhis ve tedavi yöntemlerini dikkatle uygulamaktır.

Bu değerlendirmede yalnızca müdahalenin sonucu değil, sürecin tamamı dikkate alınır. Hekimin;

  • Gerekli tetkikleri isteyip istemediği,
  • Bulguları doğru değerlendirip değerlendirmediği,
  • Uygun tedavi seçeneğini belirleyip belirlemediği,
  • Hastanın durumunu yeterli şekilde takip edip etmediği,
  • Gelişen komplikasyona zamanında müdahale edip etmediği,
  • Gerektiğinde başka bir uzmanlık alanından görüş alıp almadığı,
  • Sevk ve konsültasyon yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği

dosyadaki tıbbi kayıtlar ve uzman bilirkişi incelemesi üzerinden araştırılır.

Estetik müdahaleler bakımından da her işlem doğrudan sonuç taahhüdü içeren bir eser sözleşmesi olarak kabul edilmez. Müdahalenin amacı, taraflar arasındaki sözleşmenin içeriği, hastaya verilen vaatler ve işlemin niteliği ayrı ayrı değerlendirilir. Bu nitelendirme, uygulanacak sorumluluk ve zamanaşımı hükümlerini değiştirebilir.

Malpraktisin Hukuki Dayanakları

Malpraktis uyuşmazlıklarında tek bir kanun uygulanmaz. Olayın meydana geldiği kurumun niteliğine ve ileri sürülen talebe göre özel hukuk, tüketici hukuku, idare hukuku, ceza hukuku ve sağlık mevzuatı birlikte gündeme gelebilir.

Türk Borçlar Kanunu Bakımından Sorumluluk

Özel sağlık kuruluşları ile hekimlerin hukuki sorumluluğu çoğunlukla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmeye aykırılık, haksız fiil, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk ve vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

Hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişki, müdahalenin özelliğine göre genellikle vekâlet sözleşmesine benzetilmektedir. Hekim, hastanın zarar görmemesi için mesleki bilgi ve deneyiminin gerektirdiği özeni göstermek; uygulanabilir teşhis ve tedavi yöntemlerini değerlendirmek zorundadır. Özel hastane ise yalnızca çalışan hekimin davranışlarından değil, gerekli personelin bulundurulmaması, cihaz eksikliği, sterilizasyon yetersizliği, hasta takibinin aksaması veya bölümler arasındaki koordinasyonun kurulamaması gibi organizasyon kusurlarından da sorumlu tutulabilir.

Hasta Hakları ve Aydınlatma Yükümlülüğü

Hasta Hakları Yönetmeliği; kamu ve özel ayrımı olmaksızın sağlık hizmeti sunulan kurumları ve sağlık hizmetine katılan kişileri kapsamaktadır. Yönetmeliğe göre hasta; uygulanacak işlemin niteliği, muhtemel faydaları, riskleri, komplikasyonları, alternatifleri ve tedaviyi reddetmesinin muhtemel sonuçları hakkında anlaşılır biçimde bilgilendirilmelidir. Hasta ayrıca sağlık dosyasını ve kendisiyle ilgili tıbbi kayıtları inceleme ve bunların bir örneğini alma hakkına sahiptir.

Tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğunun temel şartlarından biri hastanın serbest ve bilgilendirilmiş rızasıdır. Acil durumlar, kanunda öngörülen zorunluluklar ve rızanın alınmasının mümkün olmadığı sınırlı hâller dışında hastanın onayı olmadan müdahalede bulunulması hukuki sorumluluk doğurabilir. Rıza, kural olarak hastaya açıklanan müdahale ve aydınlatıldığı kapsamla sınırlıdır.

Kamu Hastanelerinde İdarenin Sorumluluğu

Devlet hastaneleri, şehir hastaneleri ve kamu tüzel kişiliğine bağlı sağlık kuruluşlarında sunulan sağlık hizmetlerinden kaynaklanan tazminat talepleri, kural olarak hizmet kusuru kapsamında idari yargıda ileri sürülür.

Sağlık hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya tıbbi standartlara aykırı biçimde işlemesi hizmet kusuru oluşturabilir. Bu durumda dava çoğunlukla sağlık personeline şahsen değil, ilgili kamu idaresine karşı tam yargı davası olarak açılır. Kamu görevlisinin görevinden ayrılabilen salt kişisel eylemleri bakımından ise farklı bir hukuki değerlendirme yapılabilir.

Tüketici Hukuku Bakımından Sorumluluk

Ücret karşılığında özel hastane, tıp merkezi veya özel klinikten alınan sağlık hizmetinin tüketici işlemi niteliği taşıdığı hâllerde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uygulanabilir. Bu durumda uyuşmazlık tüketici mahkemesinde görülür.

Tüketici mahkemesinde görülecek uyuşmazlıklarda, kanunda düzenlenen istisnalar dışında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Arabuluculuğa başvurulmadan doğrudan dava açılması, davanın usulden sonuçlanmasına neden olabilir.

Malpraktis Türleri Nelerdir?

Tıbbi uygulama hataları yalnızca ameliyat sırasında yapılan teknik yanlışlardan oluşmaz. Sağlık hizmetinin farklı aşamalarında birbirinden farklı sorumluluk nedenleri ortaya çıkabilir.

Teşhis Hataları

Hekimin her hastalığı ilk muayenede kesin biçimde teşhis etmesi beklenemez. Bununla birlikte mevcut belirtiler karşısında gerekli tetkiklerin yapılmaması, önemli bulguların gözden kaçırılması, test sonuçlarının yanlış yorumlanması veya gerekli uzmanlık alanına sevk yapılmaması teşhis hatası kapsamında değerlendirilebilir.

Teşhisteki gecikmenin sorumluluk doğurabilmesi için gecikme ile hastalığın ağırlaşması veya tedavi imkânının azalması arasında nedensellik bağının kurulması gerekir.

Tedavi ve Ameliyat Hataları

Yanlış ilacın veya dozun uygulanması, cerrahi müdahalenin bilimsel standartlara aykırı gerçekleştirilmesi, ameliyat bölgesinde yabancı cisim bırakılması, gerekli güvenlik kontrollerinin yapılmaması ya da uygulanması gereken yöntemin haklı gerekçe olmadan terk edilmesi tedavi hatası iddialarına konu olabilir.

Ancak seçilen tedavi yönteminin sonradan başarısız olması, tek başına yöntemin hatalı olduğunu göstermez. Değerlendirme, müdahale tarihinde geçerli olan tıbbi bilgi ve uygulama standartlarına göre yapılmalıdır.

Takip ve Komplikasyon Yönetimi Hataları

Müdahale başlangıçta tıbbi standartlara uygun olsa bile ameliyat sonrası takip yetersizliği sorumluluk doğurabilir. Hastanın yaşamsal bulgularının izlenmemesi, enfeksiyon belirtilerine geç müdahale edilmesi, kanama riskinin değerlendirilmemesi veya gelişen komplikasyona karşı gerekli tedbirlerin alınmaması bu kapsamdadır.

Tıbben kabul edilen bir komplikasyonun ortaya çıkması ile komplikasyonun hatalı yönetilmesi aynı şey değildir. Komplikasyon kaçınılmaz olsa bile sağlık personelinin durumu zamanında fark etmesi ve uygun müdahaleyi gerçekleştirmesi gerekir.

Hastane Organizasyonundan Kaynaklanan Hatalar

Malpraktis iddiası her zaman tek bir hekimin davranışına dayanmayabilir. Sağlık kuruluşunun;

  • Yeterli sayıda ve nitelikte personel bulundurmaması,
  • Tıbbi cihazların bakım ve kontrollerini yaptırmaması,
  • Sterilizasyon koşullarını sağlamaması,
  • Kan ve ilaç güvenliğini sağlayamaması,
  • Acil müdahale sistemini uygun şekilde kurmaması,
  • Bölümler arasında bilgi aktarımını gerçekleştirmemesi,
  • Hasta kayıtlarını düzenli ve eksiksiz tutmaması

kurumsal sorumluluk doğurabilir.

Bu nedenle malpraktis dosyasında yalnızca ameliyatı yapan hekimin değil, sağlık hizmetinin bütün organizasyonunun incelenmesi önem taşır.

Komplikasyon ile Malpraktis Arasındaki Fark

Komplikasyon, tıbbi müdahale kurallara uygun biçimde gerçekleştirilmesine rağmen ortaya çıkabilen, tıp biliminin bilinen ve kabul edilen risklerinden biridir. Malpraktis ise hekimin veya sağlık kuruluşunun tıbbi standarda, özen yükümlülüğüne ya da aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmasıdır.

Bir zararın tıbbi kayıtlarda “komplikasyon” olarak adlandırılması, uyuşmazlığı tek başına çözüme kavuşturmaz. Şu soruların ayrıca değerlendirilmesi gerekir:

  1. Ortaya çıkan risk gerçekten müdahalenin bilinen bir komplikasyonu mudur?
  2. Hastanın kişisel riskleri müdahale öncesinde değerlendirilmiş midir?
  3. Hasta bu komplikasyon hakkında yeterli şekilde bilgilendirilmiş midir?
  4. Komplikasyon ortaya çıktıktan sonra zamanında fark edilmiş midir?
  5. Komplikasyonun yönetiminde tıbbi standartlara uygun davranılmış mıdır?
  6. Sağlık kuruluşunun gerekli ekipman ve personeli hazır bulundurup bulundurmadığı araştırılmış mıdır?

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 12.12.2019 tarihli, E.2016/23372 ve K.2019/12469 sayılı kararında, ortaya çıkan hasarın komplikasyon olarak nitelendirilmesinin aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını vurgulamıştır. Hastanın muhtemel komplikasyonlar hakkında işlem öncesinde bilgilendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Aydınlatılmış Onam Formu Hekimi Her Durumda Sorumluluktan Kurtarır mı?

Hastanın imzasını taşıyan bir onam formunun bulunması, tek başına aydınlatma yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirildiğini kanıtlamayabilir. Formun;

  • Hangi müdahaleye ilişkin olduğu,
  • Müdahaleden önce düzenlenip düzenlenmediği,
  • Hastaya özgü riskleri içerip içermediği,
  • Alternatif tedavi yöntemlerini açıklayıp açıklamadığı,
  • Muhtemel komplikasyonları somut şekilde gösterip göstermediği,
  • Hastanın anlayabileceği bir dille hazırlanıp hazırlanmadığı

incelenmelidir.

Genel ifadeler içeren, işlem adı belirtilmeyen, tarihsiz veya hastaya özgü riskleri açıklamayan matbu belgeler yeterli kabul edilmeyebilir. Aydınlatma yalnızca imza alınmasından ibaret değildir; hastanın karar verebilmesini sağlayacak bilginin uygun zamanda ve anlaşılır biçimde verilmesini gerektirir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 12.12.2019 tarihli, E.2016/29746 ve K.2019/12475 sayılı kararında dosyada bulunan birden fazla onam belgesinin bir kısmının tarihsiz olduğu görülmüş; hangi belgenin hangi ameliyata ait olduğunun ve özellikle sonraki müdahale için geçerli bir aydınlatılmış onam bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu karar, yalnızca formun varlığının değil, belgenin içeriği, zamanı ve ilgili müdahaleyle bağlantısının da önemli olduğunu göstermektedir.

Malpraktis Davası Kime Karşı Açılır?

Davalı taraf ve görevli mahkeme, sağlık hizmetinin sunulduğu kurumun hukuki statüsüne göre belirlenir.

Sağlık hizmetinin sunulduğu yerGenel olarak sorumlu tutulabilecek tarafGörevli yargı yolu
Devlet hastanesi veya kamu sağlık kuruluşuİlgili kamu idaresiİdare mahkemesi
Devlet üniversitesi hastanesiİlgili üniversite veya kamu idaresiKural olarak idari yargı
Özel hastane veya tıp merkeziSağlık kuruluşu, hekim ve olayın niteliğine göre diğer sorumlularTüketici mahkemesi veya somut olaya göre adli yargı
Bağımsız özel muayenehaneHekimÇoğunlukla tüketici mahkemesi
Vakıf üniversitesi veya iş birliğiyle işletilen hastaneKurumun yapısına ve hizmetin niteliğine göre belirlenirSomut olaya göre idari veya adli yargı

Bu tablo genel bir çerçeve sunmaktadır. Sağlık kuruluşunun ruhsat sahibi, işleticisi, tüzel kişiliği, hekimle kurduğu hukuki ilişki ve hastayla yapılan sözleşme incelenmeden doğru davalı belirlenemez.

Özel Hastanede Malpraktis Davası

Özel hastanede gerçekleştirilen tedavi nedeniyle hem müdahaleyi gerçekleştiren hekim hem de hastane işletmecisi sorumlulukla karşılaşabilir. Hastane, hizmeti sunan yardımcı kişilerin davranışları ve kendi organizasyon eksiklikleri nedeniyle sorumlu tutulabilir.

Bununla birlikte her olayda hekim ve hastanenin kusur oranı aynı olmayabilir. Zararın hekimin kişisel uygulamasından mı, hastanenin sistemsel eksikliğinden mi yoksa her ikisinden birlikte mi kaynaklandığı bilirkişi incelemesiyle belirlenir.

Kamu Hastanesinde Malpraktis Davası

Kamu hastanelerinde meydana gelen tıbbi uygulama hataları nedeniyle tazminat talebi, kural olarak ilgili idareye yöneltilir. Dava açılmadan önce 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde düzenlenen idari başvuru süreci yerine getirilmelidir.

Kamu görevlisi sağlık personeli hakkında ceza soruşturması yürütülmesi ile idareye karşı tazminat davası açılması birbirinden farklı süreçlerdir. Ceza soruşturmasının sonucu beklenmeden de idari başvuru ve dava sürelerinin korunması gerekebilir.

Üniversite Hastanelerinde Görevli Mahkeme

Devlet üniversitesi hastanelerinde sunulan sağlık hizmetleri nedeniyle doğan tazminat talepleri genellikle idari yargıda görülmektedir. Buna karşılık vakıf üniversitesi hastaneleri ile özel hastanelerin iş birliği içinde sunduğu hizmetlerde görevli yargı kolu her zaman aynı şekilde belirlenmemektedir.

Danıştay Dergisi’nde yayımlanan güncel akademik değerlendirmelerde de üniversite hastaneleri bakımından görevli mahkemenin belirlenmesinde kurumun tüzel kişiliğinin, hizmetin eğitim ve araştırma kapsamında sunulup sunulmadığının ve özel hastaneyle yapılan iş birliği modelinin önem taşıdığı belirtilmektedir. Yanlış yargı kolunda dava açılması ciddi süre ve hak kaybı riskleri doğurabileceğinden kurumun hukuki yapısı dava öncesinde ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır.

Malpraktis Davasında Kusur Nasıl Belirlenir?

Malpraktis davalarında kusur değerlendirmesi teknik tıbbi bilgi gerektirir. Mahkeme, dosyadaki tıbbi belgeleri ilgili uzmanlık alanlarından oluşturulan bilirkişi kuruluna göndererek inceleme yaptırabilir.

Bilirkişi değerlendirmesinde yalnızca “hekim kusurludur” veya “olay komplikasyondur” şeklinde bir sonuca yer verilmesi yeterli değildir. Raporda;

  • Hastanın başvuru anındaki şikâyetleri ve klinik bulguları,
  • Yapılan tetkiklerin yeterliliği,
  • Teşhis ve tedavi seçenekleri,
  • Seçilen yöntemin tıbbi gerekliliği,
  • Müdahale sırasında ve sonrasında gösterilen özen,
  • Komplikasyonun niteliği ve yönetimi,
  • Zarar ile müdahale arasındaki nedensellik bağı,
  • Aydınlatma ve rıza süreci,
  • Hastanenin organizasyon yükümlülükleri

gerekçeli şekilde açıklanmalıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 21.03.2022 tarihli, E.2021/7761 ve K.2022/2499 sayılı kararında, uyuşmazlığın çözümünde ihtiyaç duyulan uzmanlık alanlarını içermeyen ve tarafların itirazlarını karşılamayan bilirkişi raporunu yeterli görmemiştir. Karar, bilirkişi heyetinin olayla ilgili tıp dallarından oluşturulması ve raporun mahkeme denetimine elverişli, bilimsel ve gerekçeli olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Malpraktis Davasında İspat ve Tıbbi Belgelerin Önemi

Malpraktis dosyalarında en önemli delillerden biri eksiksiz tıbbi kayıtlardır. Hasta veya kanuni temsilcisi, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 16. maddesi uyarınca sağlık dosyasını inceleyebilir ve kayıtların bir örneğini alabilir.

Olayın niteliğine göre şu belgelerin temin edilmesi önem taşıyabilir:

  • Hasta dosyası ve epikriz raporları,
  • Muayene ve konsültasyon kayıtları,
  • Ameliyat ve anestezi notları,
  • Hemşire gözlem ve takip formları,
  • Aydınlatılmış onam belgeleri,
  • Laboratuvar ve patoloji sonuçları,
  • Radyolojik görüntüler ve raporları,
  • İlaç ve reçete kayıtları,
  • Sevk, nakil ve yoğun bakım belgeleri,
  • Hastane faturaları ve ödeme belgeleri,
  • Sonraki tedavilere ilişkin kayıtlar,
  • Çalışma gücü kaybını ve gelir azalmasını gösteren belgeler,
  • Fotoğraf, mesaj ve randevu kayıtları.

Belgeler temin edildikten sonra tıbbi sürecin kronolojik olarak düzenlenmesi, hangi aşamada standarttan sapıldığı iddiasının açıkça belirlenmesine yardımcı olur. Yalnızca hastanın mevcut durumunu gösteren son raporlar değil, ilk başvurudan sonraki bütün teşhis ve tedavi zinciri incelenmelidir.

Tıbbi kayıtların eksik veya çelişkili olması da değerlendirme konusu yapılabilir. Özellikle ameliyat notu, takip çizelgesi veya onam belgesindeki eksikliklerin olayın aydınlatılmasını engelleyip engellemediği araştırılmalıdır.

Malpraktis Davası Nasıl İlerler?

1. Tıbbi Kayıtların Toplanması

İlk aşamada tedavinin gerçekleştiği sağlık kuruluşundan hasta dosyasının eksiksiz örneği alınmalıdır. Daha sonra başka kurumlarda yapılan müdahalelerin kayıtları da dosyaya eklenmelidir.

E-Nabız kayıtları yararlı olmakla birlikte sağlık kuruluşundaki bütün belgeleri her zaman içermeyebilir. Bu nedenle yalnızca elektronik kayıtlara dayanılmaması, ameliyat notları, anestezi belgeleri, hemşire takip çizelgeleri ve onam formlarının ayrıca istenmesi önemlidir.

2. Tıbbi ve Hukuki Ön Değerlendirme

Dosya, ilgili tıp dalındaki uzman görüşü ile hukuki sorumluluk şartları birlikte ele alınarak incelenmelidir. Ön değerlendirmede yalnızca bir hata olup olmadığı değil, hata iddiası ile zarar arasında nedensellik bağı kurulup kurulamayacağı da araştırılmalıdır.

Aynı zamanda sağlık kuruluşunun kamu veya özel niteliği, doğru davalı taraf, görevli mahkeme, sigorta bilgileri ve uygulanacak süreler belirlenmelidir.

3. Dava Öncesi Başvuru

Özel sağlık kuruluşundan kaynaklanan ve tüketici mahkemesinde görülecek uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk süreci gündeme gelir.

Kamu hastanesindeki tıbbi uygulamalar bakımından ise İYUK’un 13. maddesi uyarınca ilgili idareye süresi içinde tazminat başvurusu yapılması gerekir. Arabuluculuk ile idari başvuru birbirinin yerine geçmez.

4. Dava ve Bilirkişi İncelemesi

Dava açıldıktan sonra tarafların tıbbi kayıtları, uzman görüşleri ve diğer delilleri toplanır. Mahkeme, uyuşmazlığın özelliğine göre Adli Tıp Kurumundan, üniversitelerin ilgili anabilim dallarından veya uzman bilirkişi heyetinden rapor alabilir.

Bilirkişi raporundaki bilimsel yetersizliklere, eksik incelemelere veya çelişkilere süresi içinde itiraz edilmelidir. Olayın gerektirdiği uzmanlık alanını içermeyen bir rapor üzerinden hüküm kurulması, dosyanın doğru değerlendirilmesini engelleyebilir.

5. Kanun Yolları

İlk derece mahkemesi kararına karşı uyuşmazlığın niteliğine göre istinaf ve koşulları varsa temyiz yollarına başvurulabilir. Kanun yolu dilekçesinde yalnızca ilk derece yargılamasında ileri sürülen iddiaların tekrarlanması yerine, kararın ve bilirkişi raporunun somut hukuki ve teknik eksiklikleri gösterilmelidir.

Malpraktis Nedeniyle Hangi Tazminatlar İstenebilir?

Malpraktis sonucunda bedensel bütünlüğü zarar gören kişi, somut olayın şartlarına göre maddi ve manevi tazminat talep edebilir.

Maddi Tazminat Kalemleri

Türk Borçlar Kanunu’nun bedensel zarar hükümleri kapsamında şu zarar kalemleri gündeme gelebilir:

  • Tedavi, ameliyat, ilaç ve rehabilitasyon giderleri,
  • Bakıcı ve özel bakım giderleri,
  • Protez, tıbbi cihaz ve yardımcı araç giderleri,
  • Geçici iş göremezlik nedeniyle oluşan kazanç kaybı,
  • Kalıcı çalışma gücü kaybı,
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zarar,
  • İleride yapılması zorunlu tedavi giderleri,
  • Ulaşım ve zorunlu refakat giderleri.

Ölüm meydana gelmişse cenaze giderleri, ölümden önce yapılan tedavi masrafları ve şartları oluştuğunda destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilir.

Tazminat miktarı otomatik olarak belirlenmez. Hastanın yaşı, mesleği, geliri, iş göremezlik durumu, kusur ve nedensellik değerlendirmesi ile gelecekteki tedavi ihtiyaçları dikkate alınır.

Manevi Tazminat

Bedensel bütünlüğün ihlal edilmesi, sürekli ağrı, yeni ameliyatlara ihtiyaç duyulması, kalıcı iz, organ veya fonksiyon kaybı ve kişinin yaşam düzeninin bozulması manevi tazminat değerlendirmesinde dikkate alınabilir.

Manevi tazminatın miktarı belirlenirken olayın ağırlığı, tarafların kusur durumu, zararın kalıcılığı ve hakkaniyet ölçütleri değerlendirilir. Manevi tazminat cezalandırma veya zenginleşme aracı değil, kişinin yaşadığı elem ve ızdırabın kısmen giderilmesine yönelik hukuki bir imkândır.

Malpraktis Ceza Sorumluluğu Doğurur mu?

Tıbbi uygulama hastanın yaralanmasına veya ölümüne neden olmuşsa olayın özelliklerine göre Türk Ceza Kanunu’nun taksirle yaralama veya taksirle öldürme hükümleri gündeme gelebilir.

Ceza sorumluluğu için yalnızca olumsuz sonucun ortaya çıkması yeterli değildir. Sağlık personelinin objektif dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiği, bu ihlalin öngörülebilir olduğu ve ölüm veya yaralanma sonucu ile nedensellik bağının bulunduğu belirlenmelidir.

Tazminat davası ile ceza soruşturması farklı amaçlara ve ispat ölçütlerine sahiptir. Ceza davasında beraat verilmesi, her durumda hukuk veya idare mahkemesinde tazminat sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez. Türk Borçlar Kanunu uyarınca hukuk hâkimi, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararıyla mutlak biçimde bağlı değildir.

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 18. maddesi kapsamında, kanunda sayılan sağlık meslek mensuplarının muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin işlemleri nedeniyle yürütülen ceza soruşturmalarında Mesleki Sorumluluk Kuruluna bağlı izin usulü uygulanabilmektedir. Kanunda düzenlenen istisnalar ve sağlık çalışanının statüsü ayrıca incelenmelidir.

Ceza soruşturması başlatılmış olması, tazminat davasına ilişkin süreleri kendiliğinden korumaz. İdari başvuru, arabuluculuk veya dava açma sürelerinin ayrıca takip edilmesi gerekir.

Malpraktis Şikâyeti Nereye Yapılır?

Olayın niteliğine göre birden fazla başvuru yolu bulunabilir:

  • Sağlık kuruluşunun hasta hakları birimine,
  • İl sağlık müdürlüğüne,
  • Sağlık Bakanlığı iletişim sistemlerine,
  • İlgili meslek kuruluşuna,
  • Cumhuriyet başsavcılığına,
  • Maddi ve manevi tazminat için görevli mahkemeye veya ilgili idareye.

İdari veya mesleki şikâyet yapılması, tazminat davası açılmış olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde hasta hakları birimine yapılan başvuru, zamanaşımı veya dava açma sürelerini her durumda durdurmaz. Başvurunun hangi hukuki amacı taşıdığı açıkça belirlenmelidir.

Malpraktis Davalarında Zamanaşımı ve Başvuru Süreleri

Malpraktis uyuşmazlıklarında en önemli hak kaybı nedenlerinden biri, yanlış sürenin esas alınmasıdır. Uygulanacak süre; sağlık kuruluşunun statüsüne, sorumluluğun sözleşme veya haksız fiile dayanmasına, ceza hukuku bakımından daha uzun bir zamanaşımı bulunup bulunmamasına ve müdahalenin hukuki niteliğine göre değişebilir.

Özel Hastane ve Hekime Karşı Açılacak Davalarda Süre

Hekimlik sözleşmesinin vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirildiği durumlarda Türk Borçlar Kanunu’nun 147. maddesindeki beş yıllık zamanaşımı gündeme gelebilir.

Talep haksız fiile dayandırılıyorsa zarar görenin zararı ve sorumlu kişiyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıllık, her hâlde fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıllık süre değerlendirilebilir. Fiil aynı zamanda ceza kanununda daha uzun zamanaşımına tabi bir suç oluşturuyorsa, şartları bulunması hâlinde daha uzun ceza zamanaşımı süresi uygulanabilir.

Bununla birlikte sözleşmenin niteliği, ağır kusur iddiası, estetik müdahalelerde sonuç taahhüdü ve zararın hangi tarihte öğrenildiği süre hesabını değiştirebilir. Bu nedenle yalnızca internet üzerindeki genel süre bilgilerine dayanarak hareket edilmemelidir.

Kamu Hastanesine Karşı Açılacak Davalarda Süre

İYUK’un 13. maddesine göre idari eylemlerden doğan zararlar bakımından, zarar doğuran eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulması gerekir.

Başvurunun reddedilmesi üzerine, ret kararının tebliğinden itibaren genel dava süresi içinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır. İdarenin kanunda belirtilen süre içinde cevap vermemesi durumunda zımni ret hükümleri gündeme gelir. Güncel düzenlemede idarenin cevap vermemesi bakımından otuz günlük süre esas alınmaktadır.

Tıbbi zararın müdahale tarihinde hemen anlaşılmadığı durumlarda “öğrenme tarihi” ayrıca değerlendirilir. Öğrenme, yalnızca rahatsızlığın hissedildiği tarih olarak değil; zararın kapsamı ile idari eylem arasındaki bağlantının somut biçimde anlaşılabildiği tarih esas alınarak belirlenebilir. Ancak bu yaklaşım her dosyada sürenin uzayacağı anlamına gelmez. Belgeler ortaya çıkar çıkmaz hukuki değerlendirme yapılması gerekir.

Tıbbi Kötü Uygulama Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası

Tabipler, diş tabipleri ve uzman hekimler bakımından tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası sistemi bulunmaktadır. Sigorta, mesleki faaliyet sırasında meydana gelebilecek tazminat talepleri bakımından poliçe şartları ve teminat limitleri kapsamında güvence sağlar. Teminatlara ilişkin düzenlemeler 7 Ağustos 2025 tarihli değişiklikle güncellenmiştir.

Zorunlu sigortanın bulunması, hekimin kusurlu olduğunu göstermez. Aynı şekilde sigorta teminat limiti, zarar gören kişinin toplam zararının üst sınırı olarak kabul edilemez. Sigortacının sorumluluğu poliçe ve mevzuatla sınırlıyken, hekim veya sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.

Dava öncesinde olay tarihinde geçerli poliçenin, sigortalının, teminat döneminin ve istisnaların araştırılması yararlı olabilir.

Malpraktis Davalarında Yargıtay ve Danıştay Kararları

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 12.12.2019, E.2016/23372, K.2019/12469

Kararda, zararın komplikasyon olarak değerlendirilmesinin hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı belirtilmiştir. Hastanın müdahalenin muhtemel komplikasyonları konusunda bilgilendirilmesi, geçerli rızanın şartlarından biri olarak kabul edilmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 12.12.2019, E.2016/29746, K.2019/12475

Dosyada birden fazla ve kısmen tarihsiz onam belgesi bulunması nedeniyle hangi belgenin hangi ameliyata ilişkin olduğunun belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Karar, soyut veya müdahaleyle bağlantısı kurulamayan onam belgelerinin tek başına yeterli olmayabileceğini göstermektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 21.03.2022, E.2021/7761, K.2022/2499

Yargıtay, uyuşmazlıkla ilgili uzmanlık dallarından oluşturulmayan ve tarafların itirazlarını karşılamayan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli olmadığını değerlendirmiştir. Malpraktis dosyalarında raporun ilgili uzmanlık alanlarını kapsaması, gerekçeli olması ve yargısal denetime elverişli biçimde hazırlanması gerektiği vurgulanmıştır.

Danıştay 15. Dairesi, 11.04.2016, E.2013/4471, K.2016/2461

Kararda, kemik iliği nakli sürecinde yapılan test sonuçlarının yanlış değerlendirilmesi nedeniyle hastanın nakil imkânını kaybetmesi hizmet kusuru kapsamında ele alınmıştır. Danıştay, teşhis ve tedavi sürecinde tetkik sonuçlarının tıp biliminin gereklerine uygun değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Bu içtihatlar önemli ölçütler içermekle birlikte hiçbir karar, somut olay incelenmeden başka bir dosyaya doğrudan uygulanamaz. Hastanın tıbbi geçmişi, müdahalenin niteliği, olay tarihindeki tıbbi standart, kurumun yapısı ve dosyadaki deliller farklı hukuki sonuçlara yol açabilir.

Malpraktis Davalarında Sık Yapılan Hatalar ve Hak Kaybı Riskleri

Olumsuz Sonucu Tek Başına Kusur Kabul Etmek

Tedavinin başarısız olması veya komplikasyon gelişmesi, doğrudan malpraktis bulunduğunu göstermez. İddianın tıbbi standarttan hangi noktada sapıldığı açıklanarak somutlaştırılması gerekir.

Yalnızca Onam Formunun Bulunmasına Odaklanmak

Onam formunun imzalı olması kadar içeriği, tarihi, müdahaleyle ilişkisi ve hastaya özgü riskleri açıklayıp açıklamadığı önemlidir.

Yanlış Kuruma veya Kişiye Dava Açmak

Kamu hastanesinde doğrudan hekime, özel hastane uyuşmazlığında yanlış tüzel kişiye veya üniversite hastanesi dosyasında yanlış yargı koluna başvurulması usul sorunlarına ve süre kaybına neden olabilir.

Ceza Soruşturmasının Bitmesini Beklemek

Ceza soruşturması devam ederken hukuk veya idari yargı süreleri işlemeye devam edebilir. Ceza dosyasının sonucunu beklemek, tazminat talebinin zamanaşımına uğramasına veya idari başvuru süresinin kaçırılmasına neden olabilir.

Tıbbi Kayıtları Geç Temin Etmek

Belgelerin gecikmeden alınması, olayın kronolojisinin kurulması ve eksik kayıtların tespit edilmesi bakımından önemlidir. Yalnızca sonradan düzenlenen sağlık raporlarına dayanılması, müdahale sürecinin yeterince ortaya konulamamasına yol açabilir.

Yetersiz Bilirkişi Raporuna Süresinde İtiraz Etmemek

Raporun ilgili uzmanlık alanlarından oluşturulup oluşturulmadığı, iddiaları karşılayıp karşılamadığı ve tıbbi gerekçelerinin denetlenebilir olup olmadığı incelenmelidir. Eksiklikler somutlaştırılarak yasal süresi içinde itiraz edilmelidir.

Hastanenin Organizasyon Kusurunu Gözden Kaçırmak

Tıbbi zarar yalnızca hekimin müdahalesinden değil; cihaz, personel, hijyen, takip, sevk veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanmış olabilir. Kurumsal sorumluluk iddiaları ayrıca değerlendirilmelidir.

Malpraktis İddiasında Hakların Etkin Biçimde Korunması

Malpraktis uyuşmazlıklarında sağlıklı bir hukuki değerlendirme; tıbbi kayıtların eksiksiz toplanmasını, olayın ilgili uzmanlık alanındaki bilimsel standartlara göre incelenmesini ve doğru hukuki yolun belirlenmesini gerektirir. Hastanın zarar görmüş olması önemli olmakla birlikte tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için kusur, zarar ve nedensellik bağının somut delillerle ortaya konulması gerekir.

Özel hastane, kamu hastanesi, bağımsız hekim ve üniversite hastanesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların görevli mahkemeleri, dava öncesi başvuru şartları ve süreleri birbirinden farklıdır. Özellikle kamu hastanelerinde idari başvuru süresinin, özel sağlık hizmetlerinde dava şartı arabuluculuğun ve ceza soruşturmalarındaki izin usulünün gözden kaçırılmaması gerekir.

Her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Hukuki sonuç; müdahalenin niteliğine, hastanın sağlık geçmişine, sağlık kuruluşunun statüsüne, tıbbi kayıtların içeriğine ve bilirkişi incelemesine göre değişebilir. Görevli yargı yolunun yanlış belirlenmesi veya başvuru sürelerinin kaçırılması ciddi hak kayıplarına yol açabileceğinden, sürecin erken aşamasında profesyonel hukuki destek alınması önem taşır.

Av. Erdem Varol
Hukuki konuları mevzuat, yargı kararları ve uygulama çerçevesinde ele alan bilgilendirici içerikler hazırlamaktadır.
Avukata Sor