
Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar vermiştir. Ancak bu karar, yoksulluk nafakasının tamamen kaldırıldığı veya mevcut nafaka ödemelerinin kendiliğinden sona erdiği anlamına gelmemektedir. İptal hükmü, gerekçeli kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girecek; bu süreçte yürürlükteki kurallar uygulanmaya devam edecektir.
Karar yalnızca boşanan eş lehine hükmedilebilen yoksulluk nafakasının süresiz niteliğini ilgilendirmektedir. Çocuk için ödenen iştirak nafakası, boşanma davası devam ederken hükmedilen tedbir nafakası ve Türk Medeni Kanunu’nun diğer hükümlerinden kaynaklanan nafaka türleri bu iptal kararının doğrudan kapsamında değildir.
Bu nedenle “AYM süresiz nafakayı kaldırdı”, “nafaka borçları sona erdi” veya “artık nafaka ödenmeyecek” biçimindeki açıklamalar hukuken eksik ve yanıltıcıdır. Kararın mevcut ve devam eden dosyalara etkisi; Resmî Gazete’deki gerekçeli karar, yürürlük tarihi, yapılacak yeni kanuni düzenleme ve varsa geçiş hükümleri birlikte değerlendirilerek belirlenebilecektir.
AYM Süresiz Nafaka İptal Kararı Nedir?
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Antalya 12. Aile Mahkemesinin itiraz başvurusu üzerine Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında bulunan “süresiz olarak” ibaresini incelemiştir. E.2025/156 sayılı başvuru, 4 Haziran 2026 tarihli Genel Kurul toplantısında karara bağlanmış ve söz konusu ibarenin iptaline oy çokluğuyla karar verilmiştir.
İptal edilen ibarenin yer aldığı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak koşuluyla, diğer eşin mali gücü oranında yoksulluk nafakası isteyebilmesini düzenlemektedir. Nafaka yükümlüsünün boşanmada kusurlu olması ise yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için zorunlu bir şart değildir.
AYM kararıyla yoksulluk nafakası talep etme hakkı değil, bu nafakanın herhangi bir başlangıç süresi belirlenmeden devam edebilmesine imkân veren süresizlik düzenlemesi iptal edilmiştir.
Süresiz Nafaka Kararı Ne Zaman Yürürlüğe Girecek?
Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün gerekçeli kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştır. Buna göre dokuz aylık süre, kararın verildiği 4 Haziran 2026 tarihinden değil, gerekçeli kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren hesaplanacaktır.
Anayasa’nın 153. maddesine göre bir kanun hükmü, kural olarak iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, ortaya çıkabilecek hukuki boşluğu önlemek amacıyla iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi erteleyebilir. Bu erteleme, Resmî Gazete’deki yayım tarihinden itibaren bir yılı geçemez. İptal kararının yürürlüğü ertelendiğinde TBMM’nin ortaya çıkan hukuki boşluğu giderecek düzenlemeyi öncelikle görüşmesi öngörülmektedir.
Dolayısıyla iptal kararı verilmiş olsa da “süresiz olarak” ibaresi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihe kadar kanun metninde ve hukuk düzeninde varlığını sürdürmektedir.
Yoksulluk Nafakası Tamamen Kaldırıldı mı?
AYM süresiz nafaka iptal kararı, yoksulluk nafakası kurumunu tamamen ortadan kaldırmamıştır. Karar sonrasında da boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin, kanunda belirtilen diğer şartları taşıması hâlinde nafaka isteme hakkı bulunmaktadır.
Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi bakımından temel olarak şu koşullar değerlendirilmektedir:
- Nafaka isteyen tarafın boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması,
- Nafaka isteyen tarafın kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması,
- Nafakanın diğer eşin mali gücüyle orantılı olması,
- Yoksulluk nafakasının açıkça talep edilmiş olması,
- Talep edilen miktarın tarafların ekonomik ve sosyal durumlarıyla uyumlu bulunması.
AYM’nin iptal ettiği düzenleme, bu koşulları kaldırmamaktadır. Değişiklik, nafakanın hangi süreyle devam edeceği noktasında ortaya çıkacaktır. Yeni dönemde sürenin hâkim tarafından mı belirleneceği, evlilik süresine bağlı kademeli bir sistem mi kurulacağı veya belirli durumlarda daha uzun süreli nafakaya mı hükmedileceği, kanun koyucunun yapacağı düzenlemeyle netleşecektir.
Henüz kanunlaşmamış açıklamalara dayanılarak “nafaka en fazla beş yıl olacak”, “evlilik süresi kadar nafaka ödenecek” veya “çocuğu olmayan eş nafaka alamayacak” şeklinde kesin değerlendirmelerde bulunulması doğru değildir.
Anayasa Mahkemesinin Önceki Süresiz Nafaka Kararı
Anayasa Mahkemesi, aynı düzenlemeyi daha önce de anayasal denetim kapsamında incelemiştir.
2012 Tarihli AYM Kararı
Anayasa Mahkemesi, 17 Mayıs 2012 tarihli, E.2011/136 ve K.2012/72 sayılı kararında Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresinin iptali talebini reddetmiştir.
Mahkeme o dönemde, “süresiz olarak” ifadesinin nafaka alacaklısının mutlaka ölünceye kadar nafaka alacağı anlamına gelmediğini belirtmiştir. Kararda, yoksulluk nafakasının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin şartlar devam ettiği sürece desteklenmesini ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasını amaçladığı kabul edilmiştir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesindeki kaldırma, azaltma ve sona erme imkânları dikkate alınmıştır.
2025 Tarihli Başvuru
Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yapılan daha önceki bir başvuru, AYM’nin 27 Mart 2025 tarihli, E.2025/91 ve K.2025/82 sayılı kararıyla sonuçlandırılmıştır. Ancak bu başvuruda “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’ya uygunluğu esastan incelenmemiştir.
Anayasa Mahkemesi, önündeki davanın nafakanın artırılması ve kaldırılması taleplerine ilişkin olması nedeniyle Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki ibarenin o davada uygulanacak kural niteliğinde bulunmadığı sonucuna varmış ve başvuruyu yetki yönünden reddetmiştir.
2026 Tarihli Kararın Farkı
2026 tarihli başvuruda ise kural esas yönünden incelenmiş ve önceki yaklaşımdan farklı olarak “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar verilmiştir.
Bununla birlikte kararın anayasal gerekçelerinin ayrıntılı ve bağlayıcı değerlendirmesi, gerekçeli kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla yapılabilecektir. Gerekçeli metin görülmeden Mahkemenin hangi anayasal hak ve ilkeleri ne şekilde yorumladığı konusunda kesin ifadeler kullanılması hukuken isabetli olmayacaktır.
Süresiz İfadesi Ömür Boyu Nafaka Anlamına mı Geliyordu?
İptal öncesindeki sistemde “süresiz nafaka”, nafakanın hiçbir koşulda sona ermeyeceği anlamına gelmiyordu. Bu ifade, mahkemenin nafaka kararında kendiliğinden belirli bir bitiş tarihi göstermek zorunda olmamasını ifade etmekteydi.
Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesine göre irat biçiminde ödenen yoksulluk nafakası bazı durumlarda kendiliğinden sona ermekte, bazı durumlarda ise mahkeme kararıyla kaldırılabilmektedir.
Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölmesi hâlinde irat biçimindeki nafaka kendiliğinden sona ermektedir.
Nafaka alacaklısının;
- Evlenmeden fiilen evliymiş gibi başka biriyle yaşaması,
- Yoksulluk durumunun ortadan kalkması,
- Haysiyetsiz hayat sürmesi
hâllerinde ise nafakanın kaldırılması için mahkemeye başvurulması gerekir.
Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerekli kılması durumunda nafakanın artırılması ya da azaltılması da istenebilir. Bu nedenle eski sistemde de yoksulluk nafakası değişmez, dokunulmaz ve her koşulda ömür boyu devam eden bir borç niteliğinde değildi.
Mevcut Nafaka Kararları Kendiliğinden Sona Erecek mi?
AYM süresiz nafaka iptal kararı, daha önce verilmiş ve kesinleşmiş nafaka kararlarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Anayasa’nın 153. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle geçmişte verilmiş mahkeme kararlarının yalnızca iptal kararı gerekçe gösterilerek hükümsüz hâle geldiği kabul edilemez.
Mevcut nafaka yükümlülüğünün hukuki durumu bakımından şu ayrımlar yapılmalıdır:
Kesinleşmiş Nafaka Kararları
Kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanan nafaka borcu, yeni bir mahkeme kararı veya açık bir kanuni düzenleme bulunmadıkça devam eder. Nafaka yükümlüsünün AYM kararını gerekçe göstererek ödemeyi tek taraflı biçimde durdurması hukuki risk doğurur.
Yeni kanunda mevcut nafaka kararlarına ilişkin özel bir geçiş hükmü kabul edilip edilmeyeceği henüz belli değildir. Bu nedenle kesinleşmiş nafakaların yeni sisteme nasıl uyarlanacağı konusunda kanun değişikliği görülmeden kesin değerlendirme yapılmamalıdır.
Devam Eden Boşanma Davaları
İptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihe kadar Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi mevcut şekliyle yürürlüktedir. Bu nedenle genel kural olarak mahkemeler yürürlükteki kanun hükmünü uygulamaya devam edecektir.
Bununla birlikte devam eden dosyanın hüküm, istinaf veya temyiz aşamasında bulunması; iptal kararının yürürlüğe giriş tarihi ve yeni kanunun geçiş hükümleri bakımından farklı sonuçlar ortaya çıkarabilir. Hukuki sonucun somut olayın özelliklerine göre değişebileceği gözden kaçırılmamalıdır.
Nafakanın Artırılması veya Kaldırılması Davaları
AYM kararı tek başına, Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesinde bulunmayan yeni bir nafaka kaldırma sebebi oluşturmaz. İptal hükmü yürürlüğe girinceye ve yeni düzenleme yapılıncaya kadar nafakanın kaldırılması veya azaltılması talepleri mevcut kanuni şartlara dayanmalıdır.
Nafaka alacaklısının ekonomik durumunun iyileşmesi, yoksulluğunun ortadan kalkması, düzenli ve yeterli gelir elde etmeye başlaması, evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması veya tarafların ekonomik koşullarında önemli değişiklikler meydana gelmesi somut delillerle değerlendirilir.
Nafaka Ödemesini Durdurmak Hukuki Risk Doğurur mu?
Mahkeme kararına bağlanmış bir nafaka borcu, yalnızca haberlerde yer alan AYM kararı gerekçe gösterilerek durdurulmamalıdır.
Nafakanın ödenmemesi hâlinde alacaklı tarafından icra takibi başlatılabilir. Birikmiş nafaka alacakları, işlemiş faiz ve icra giderleriyle birlikte talep edilebilir. Ayrıca İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi kapsamında, şartların oluşması durumunda nafaka hükmüne uymayan borçlu hakkında icra mahkemesine şikâyette bulunulması ve tazyik hapsi uygulanması gündeme gelebilir.
Nafaka yükümlüsünün ödeme gücünde azalma meydana gelmişse, işsiz kalmışsa, ciddi sağlık sorunları ortaya çıkmışsa veya tarafların ekonomik şartlarında esaslı değişiklik oluşmuşsa başvurulması gereken yol ödemeyi kendiliğinden kesmek değil, aile mahkemesinde nafakanın azaltılması veya kaldırılması talebinde bulunmaktır.
İşsiz kalmak veya gelirin azalması da her durumda nafakayı otomatik olarak sona erdirmez. Mahkeme; işsizliğin geçici olup olmadığını, kişinin çalışma gücünü, malvarlığını, gerçek gelir kaynaklarını, yaşam biçimini ve nafaka alacaklısının ihtiyaçlarını birlikte değerlendirir.
AYM Kararı Hangi Nafaka Türlerini Etkiliyor?
Karar yalnızca Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakasını ilgilendirmektedir.
Yoksulluk Nafakası
Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş lehine hükmedilen nafakadır. AYM tarafından iptal edilen “süresiz olarak” ibaresi bu nafaka türüne ilişkindir.
Tedbir Nafakası
Boşanma veya ayrılık davası devam ederken eşin ve çocukların geçiminin sağlanması amacıyla hükmedilebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesine dayanan tedbir nafakası, 2026 tarihli iptal kararının doğrudan konusu değildir.
İştirak Nafakası
Velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve gelişim giderlerine mali gücü oranında katılmasını sağlamak amacıyla hükmedilir. İştirak nafakası çocuğun üstün yararına dayanır ve AYM’nin süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin kararından doğrudan etkilenmez.
Yardım Nafakası
Yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek belirli aile bireylerinin birbirlerinden talep edebileceği nafaka türüdür. Türk Medeni Kanunu’nun 364 ve devamı maddelerinde düzenlenen yardım nafakası da iptal kararının kapsamında değildir.
Bu ayrım özellikle önemlidir. “Süresiz nafaka iptal edildiği için çocuk nafakası da sona erdi” şeklindeki bir değerlendirme hukuken doğru değildir.
Yeni Nafaka Düzenlemesinde Hangi Konular Belirleyici Olabilir?
Anayasa Mahkemesi, iptal kararı verirken kanun koyucu yerine geçerek nafakanın kaç yıl ödeneceğini belirleyemez. Yeni uygulamanın sınırları TBMM tarafından çıkarılacak kanunla düzenlenecektir. Anayasa’nın 153. maddesi de AYM’nin kanun koyucu gibi hareket ederek yeni bir uygulama oluşturacak hüküm kuramayacağını belirtmektedir.
Yeni düzenlemede değerlendirilmesi mümkün olan başlıca ölçütler şunlardır:
- Evliliğin süresi,
- Tarafların yaşı ve sağlık durumu,
- Eğitim ve mesleki yeterlilikleri,
- Çalışma gücü ve iş bulabilme imkânları,
- Çocukların yaşı ve bakım sorumluluğu,
- Tarafların gelirleri ve malvarlıkları,
- Boşanma sonrasında yoksulluğun giderilebilme süresi,
- Ekonomik şiddet veya uzun süre çalışma hayatından uzak kalma durumu,
- Nafaka yükümlüsünün gerçek ödeme gücü,
- Özel korunmaya ihtiyaç duyulan hâller.
Ancak bunlar henüz yürürlüğe girmiş kanuni ölçütler değildir. Yeni düzenlemenin herkese uygulanacak tek bir üst süre mi belirleyeceği, hâkime geniş takdir yetkisi mi tanıyacağı veya istisnai durumlar öngörüp öngörmeyeceği kanun metni yayımlandıktan sonra anlaşılacaktır.
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı tarafından yapılan açıklamada da kararın bütün nafaka türlerinin sona ermesi şeklinde yorumlanamayacağı; korunmaya ihtiyaç duyan tarafın hakları ile diğer taraf bakımından ölçüsüz ve öngörülemez yükümlülüklerin önlenmesi arasında adil bir denge kurulmasının amaçlandığı belirtilmiştir.
Nafaka Ödeyen Taraf Hangi Hukuki Yolları Değerlendirebilir?
Mevcut nafaka yükümlülüğünün ağırlaştığını düşünen kişinin öncelikle dosyasındaki kararın türünü, kesinleşme durumunu ve nafakanın hangi hukuki nedene dayandığını incelemesi gerekir.
Nafakanın azaltılması veya kaldırılması talep edilecekse şu hususların belgelenmesi önem taşır:
- Güncel gelir ve gider durumu,
- SGK kayıtları ve ücret belgeleri,
- İşten çıkarılma veya gelir kaybı belgeleri,
- Sağlık raporları,
- Taşınır ve taşınmaz malvarlığı kayıtları,
- Bakmakla yükümlü olunan kişilere ilişkin belgeler,
- Nafaka alacaklısının gelir ve çalışma durumuna ilişkin hukuka uygun deliller,
- Tarafların yaşam koşullarındaki esaslı değişiklikler.
Nafaka alacaklısının başka biriyle yaşadığı veya kayıt dışı gelir elde ettiği iddiası, yalnızca soyut beyanla yeterli kabul edilmeyebilir. İddiaların hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillerle desteklenmesi gerekir. Özel hayatın gizliliğini ihlal eden, kişisel verileri hukuka aykırı biçimde ele geçiren veya konut dokunulmazlığını ihlal eden yöntemlere başvurulması ayrıca hukuki ve cezai sorumluluk doğurabilir.
Nafaka Alan Taraf Hangi Noktalara Dikkat Etmelidir?
AYM kararı nedeniyle mevcut nafakanın kendiliğinden kesilmesi hukuken mümkün değildir. Buna rağmen nafaka yükümlüsünün ödemeleri durdurması hâlinde alacaklı, mahkeme kararına dayanarak icra yoluna başvurabilir.
Nafaka alan tarafın;
- Ödeme tarihlerini ve eksik ödemeleri kayıt altında tutması,
- Banka dekontlarını saklaması,
- İcra dosyası varsa dosya hareketlerini takip etmesi,
- Kendi ekonomik durumuna ilişkin belgeleri düzenli tutması,
- Açılabilecek kaldırma veya azaltma davasına süresi içinde cevap vermesi,
- Gelir ve yaşam koşullarına ilişkin gerçeğe aykırı beyanda bulunmaması
önem taşır.
Yeni kanuni düzenlemede mevcut nafaka alacaklılarına ilişkin geçiş hükümleri bulunabilir. Bu nedenle yalnızca genel haberler üzerinden hareket edilmemeli, kesinleşmiş karar ve güncel mevzuat birlikte incelenmelidir.
Uygulamada Sık Karıştırılan Hukuki Noktalar
“AYM bütün nafakaları kaldırdı” değerlendirmesi yanlıştır
İptal kararı yalnızca yoksulluk nafakasındaki “süresiz olarak” ibaresine ilişkindir. Tedbir, iştirak ve yardım nafakaları doğrudan etkilenmemektedir.
Mevcut nafakalar dokuz ay sonunda otomatik olarak bitmez
Dokuz aylık süre, gerekçeli kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla başlayacaktır. Ayrıca bu süre mevcut nafaka kararlarının kendiliğinden sona ereceği anlamına gelmez. Kesin sonuç, yeni düzenlemenin geçiş hükümlerine göre belirlenecektir.
Yoksulluk nafakası yalnızca kadınlara özgü değildir
Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kadın ve erkek ayrımı yapmamaktadır. Kanundaki şartları taşıyan erkek eş de yoksulluk nafakası talep edebilir.
Kısa evlilik nafakayı kendiliğinden engellemez
Evliliğin kısa sürmesi, mevcut hukukta tek başına yoksulluk nafakası talebini ortadan kaldıran bir sebep değildir. Ancak evlilik süresi, tarafların ekonomik koşulları ve yoksulluğun niteliğiyle birlikte değerlendirmede önem taşıyabilir.
Nafaka alacaklısının çalışması her durumda nafakayı kaldırmaz
Bir kişinin çalışıyor olması, tek başına yoksulluğun ortadan kalktığını göstermeyebilir. Elde edilen gelirin düzenli ve yeterli olup olmadığı, kişinin zorunlu giderleri, yaşam koşulları ve nafaka yükümlüsünün mali gücü birlikte değerlendirilir.
Nafaka borçlusunun işsiz kalması da otomatik sona erme nedeni değildir
İşsizliğin sürekli veya geçici olması, borçlunun çalışma kapasitesi, malvarlığı ve başka gelirlerinin bulunup bulunmadığı araştırılır. Nafakanın azaltılması ya da kaldırılması için mahkeme kararı gerekir.
Hak Kaybı Yaşanmaması İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler
AYM süresiz nafaka iptal kararının yeni olması, yanlış veya eksik bilgilerin hızla yayılmasına neden olabilmektedir. Hak kaybı riskini azaltmak için özellikle şu davranışlardan kaçınılmalıdır:
- Mahkeme kararı bulunmadan nafaka ödemesini durdurmak,
- Dokuz aylık sürenin karar tarihinden başladığını düşünmek,
- Bütün nafaka türlerinin iptal edildiğini kabul etmek,
- Mevcut nafakanın otomatik olarak sona ereceği varsayımıyla dava açmamak,
- Nafakanın kaldırılması iddialarını hukuka aykırı delillere dayandırmak,
- Devam eden davalarda kanun yolu ve cevap sürelerini kaçırmak,
- Henüz kanunlaşmamış düzenleme iddialarını yürürlükteki hukuk gibi değerlendirmek.
Her dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesi gerekir. Tarafların ekonomik durumu, evlilik süresi, yaşları, sağlık koşulları, çalışma imkânları, çocukların bakım sorumluluğu, nafaka kararının kesinleşme tarihi ve devam eden yargılamanın bulunduğu aşama hukuki sonucu değiştirebilir.
Nafaka Dosyasının Güncel Hukuki Duruma Göre Değerlendirilmesi
AYM süresiz nafaka iptal kararı, Türk aile hukukunda önemli bir değişim sürecini başlatmıştır. Bununla birlikte karar, nafaka hakkını tamamen kaldırmamış ve yürürlükteki nafaka borçlarını aynı anda sona erdirmemiştir. İptal edilen düzenleme, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde bulunan “süresiz olarak” ibaresidir.
Kararın pratik etkilerinin belirlenebilmesi için gerekçeli kararın Resmî Gazete’de yayımlanması, dokuz aylık yürürlük süresinin başlaması ve TBMM tarafından yapılabilecek yeni düzenlemenin görülmesi gerekir. Özellikle mevcut nafakaların durumu, devam eden davalar, kesinleşmemiş hükümler ve geçiş döneminde açılacak kaldırma veya azaltma davaları bakımından tek tip bir değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Nafaka alan veya ödeyen tarafın, yalnızca basında yer alan açıklamalara dayanarak işlem yapması ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Hukuki sonucun somut olayın özelliklerine göre değişebileceği dikkate alınmalı; mevcut mahkeme kararı, tarafların güncel ekonomik koşulları ve yeni mevzuat birlikte incelenmelidir. Ödeme yapılmaması, süresinde dava veya kanun yolu başvurusunda bulunulmaması ya da delillerin usulüne uygun sunulmaması telafisi güç sonuçlar doğurabileceğinden, hak kaybı yaşamamak için profesyonel hukuki destek alınması önem taşımaktadır.



